|
|
|
Yalnız ve Terkedilmiş Değiliz! Yaratılmışlar fani, Allah Bâki!..
Gün geliyor, hayatımıza girmiş, anılarımızda yer tutmuş, belki de
bağlandığımız ve sevdiğimiz şeyler bir bir bizi terkediyor. Üzücü
olsa da yaşamın doğal seyri böyle... Kimi gün bu ayrılışın adı ölüm
oluyor, kimi gün başka şey... Bu gidişlerin adı önemli değil, asl
olan yalnızlığımız... İyi de acaba gerçekten bu kadar yalnız mıyız? Öyle bir Dost edinki, ezelden ebede hep seninle olsun! İşte O Dost Alemlerin Rabbi Allah'tır. Bil ki, seni sevgiyle yarattı rabbin, sevildinki yaratıldın! Sevilmeyen, istenmeyen şey meydana getirilir mi? O halde O, sevmediğini yaratmayı dilemiş (irade etmiş) olabilir mi? Kudsî Hadiste; "Bilinmekliğimi diledim (sevdim) Alemleri, bilmekliğimi diledim (sevdim) Adem'i yarattım" buyruluyor. Bu açıdan bakılacak olursa, alem topyekün sevgiyle, aşkla yaratılmıştır denilebilir. Çünkü istenmeyene, yani başka bir ifade ile sevilmeyene "Ol!" denilmez. Sen ve O ayrılmaz, bölünmez bir bütünsünüz. Daima sevildiğini ve asla yalnız olmadığını bil! (Tüm bu tanımlar, yaratılışı anlamamız için, bize göre anlatımlardır. Allah indinde kendinden gayrı yoktur, olmayacaktır da..) Kimi gün bazı sıkıntılar yaşıyorsun ve sevilmediğini ve terkedildiğini düşünüyorsun belki de... Sakın bu hatalı düşünceye saplanıp hüzne kapılma! Çünkü Rabbin senin değer yargılarına göre dilemez. İyi-kötü, güzel-çirkin, hüzün-sevinç vs. gibi zıt duygular, senin dünya yaşamına endeksli değer yargılarının ürünüdür. O'nun için iyi ile kötü, güzel ve çirkin, hüzün ve sevinç, ağlamak ve gülmek birdir. Çünkü O'nun, seni senle seyrindeki iradesi, evrensel niteliklerle tecelli eder.. (Bu anlatımlar konuyu daha iyi kavraman içindir; gerçekte ise, O'na göre sen, ben ve o yoktur, sadece kendi vardır. Tek'tir ve iradesi de Tek'e dönüktür. Buna dikkat edilmeli!) O bilinç için, senin tüm bu yaşadıkların, tekamül sürecindeki çeşitli aşamalardır. Sen ağladığında O üzülmez, sen güldüğünde sevinmez, O sadece sever! (?) Gerçek sevgi nedir biliyor musun? Sevdiğinin hayrına olan şeyleri tereddüt etmeksizin yapmaktır. Tereddüt, hata yapma korkusundan kaynaklanan bir iradesizliktir. O, asla böyle bir korku taşımaz! O Rahman'dır ve Rahim'dir. Sana gereken ne ise, onu tereddüt etmeden sağlar. Üzülmek ve sevinmek gibi beşerî değer yargılarına endeksli süflî duyguları yoktur. Sevmek, merhamet etmek, korumak, terbiye etmek, yetiştirmek ve rızkını (maddi manevî anlamda) temin etmek gibi vasıfları vardır. Bizlerin her fiili bir beden olduğumuz varsanısıyla, o bedeni korumaya yöneliktir, hayır ve iyilikten anladığımız da bedenimizin ve dünya yaşamımızın rahatıdır. Fakat O Rahim olarak, tüm hidayeti ve hayrı bilincimize yönelik oluşturur. Bilincin arınışına, kemaline ve sonsuz kurtuluşuna... O Rahman olarak da tüm varlığın yaratılış amacına ulaşmasını kemal bilir ve bunu oluşturacak hiç bir şeyi yarattıklarından sakınmaz. Bu kemale ulaşılmasında hiç bir duygunun, korkunun etkisi ile tereddüt etmez, "OL" der ve olur! Zat(en) O ne dilerse sırf
hayırdır, güzelliktir ve yarattığının kemaline ermesi içindir. O her
zaman, her şeyin mükemmel olmasını diler, mükemmelden gayrı
yaratmamıştır ve yarattıklarının mükemmele ulaşması için sevgiyle
onların yanındadır. Zaten belki de ilminin
ve kudretinin kapsamına almadığı tek şey, yarattıklarından uzak
olmaktır. Uzaklık sanısı bir aldanıştan ibaret! Her
yaratılmışa eşit yakınlıktadır O!.. Alem külliyen kurbiyet
makamındadır, O'nu işitir, O'nunla söyler, O'nunla yürür..
Bunun farkedenlere ne mutlu! Selâm olsun onlara! Belki, bu güne kadar bu açıdan bakmadınız ve farklı bir bakış açısıyla izlediniz dünyanızı.. O nedenle, bu anlattıklarımı kabul edip anlamak ilk başta zor gelebilir. Ama hakikat bu ve seyrinizde bu bakış açısı yerleşmeden cehennemden çıkıp, cennete girmeniz güç!.. Cenneti bir mekân gibi algılamaktan vazgeçip, bir şuur hali olduğunu anlamak zorundayız. Zihin, olayları bu açıdan değerlendirmediği sürece, ki bu BİR'lik/TEK'lik (Tevhid) anlayışıdır (yada bu anlayışa iman), asla huzura eremez. Cennet, olanın O'nun dileği olduğunu ve kendinin de O'ndan gayrı, ayrı ötede olmadığını farkedip, O'nun dilemesi olan her şeyin mükemmel olduğunu ve O'nun iradesiyle kendinin (ve tüm mahlukatın) dilemesinin "bir" olduğunu anlamaktır. O zaman kişi anlar, ki aslında yaşadıkları kendi özünde istenenden başkası değildir. Güçlü bir illüzyonun etkisi altında kaldığından dolayı, gerçekleri görememektedir. Aslında her an keramet yaşamaktadır ve diledikleri ÖZ'den gelen bir güçle "OL"maktadır. Dilemek konusunu dahi iyi anlamamıştır. "İnsan, hayrın gelmesine dua ettiği gibi kötülüğün gelmesine de dua eder. İnsan pek acelecidir." (17/11) Çünkü neyi en çok düşünüyorsa, o şey duasıdır ve Öz'ünün "OL!" demesidir. (?) (Bu sebeple vehim ve endişeden uzak durmaya gayret ediniz, ki çok düşünmenizden dolayı israrlı dua kapsamına girmesin!) Yalnız ve terkedilmiş değilsiniz! O daima sizinle, sizde! Seviliyorsunuz ve düşündüğünüz her şey O'ndan bir kudret nişanesi ve lutuf olarak önünüzde! Cennettesiniz, ama bunu göremediğiniz için, cenneti cehennem sanıyorsunuz. Bunu farketmeye ve bu gerçekle yaşamaya çalışın! Ancak o zaman sonsuz huzura ereceksiniz. @ngelic 2004 |