|
|
İnsanın Boyutları
Söze başlamadan önce, tüm açıklamaların
Rububiyet boyutu itibarıyla ve yeryüzünde (madde
boyutunda beş duyuyla algılayıp düşünen) yaşayan insanın anlayışına
göre olduğunu belirtmek isterim. Bu sebeple Allah ismiyle
bildirilen O Zat, aşağıdaki anlatacaklarımla kayıt altına
girmez. O, gerçekte tüm bu anlatımlardan beridir. Ne
Rububiyeti ile, ne de biz
insanların anlayışlarıyla kayıtlanamaz. Ancak, bazı evrensel
gerçekleri anlamamız için bu gibi anlatımlara da ihtiyacımız vardır.
Çünkü bizler Rububiyet boyutu (varlık alemi) itibarıyla
varolduk ve doğal olarak tüm idrak, farkediş, hissediş ve anlatımlar
rabbanidir.
Allah'ın Zat'ı (kendi) ötelerde değil, sende senin
varedicin ve bir Öz olarak varlığının sebebidir. O Zat,
varlığını ve hatta tüm varlık alemini ayakta tutan ve hayat veren bir
öz ve kaidedir
tabiri caizse... O Zat, alemlerin ve alemlerdeki tüm
mahlukatın Özü'dür.
O, bir takım sıfatlarını ve bu sıfatlarına ait mânâlarını
(anlam ve özellikleri), çeşitli oranlarda ve boyutlarda, yani
frekanslarda kuvveden fiile (potansiyelinde sayısız sonsuz mevcut
olan mânâlardan, dilediğinin algılanabilir hale gelmesi, ki
sonsuzluktan söz ediyorsak buna icad da denilebilir) açığa
çıkarmasıyla ve bu açığa çıkardıklarını, yine kendine ait sıfat ve
mânâlarla seyretmesiyle (algılayıp, idrak edişi ve isimlendirişiyle)
varlığı oluşturan ZAT'dır...
Herhangi bir mânânın algılanıp değerlendirilebilmesi için, diğer
bazı mânâların kuvveden fiile çıkışı ile desleklenmesi söz
konusudur. Yani hiç bir mânâ tek başına algılanıp, idrak edilemez.
Bu sebeple varlık aleminde her ne yaratıldıysa, o şey bir mânâlar
topluluğudur aslında... Her birim potansiyelinde sonsuz
mânâları barındırmasına rağmen, belli bir mânânın vurgulanarak
seyredilmesi amacıyla, her biri kuvveden fiile çıkmaz. Bazıları
kuvvede kalır, bazıları açığa çıkar. Kısaca, yaratılan her birim,
çeşitli mânâların bir araya gelerek oluşturduğu bir tür sinerjidir
denilebilir. İşte bu mânâlar topluluğuna işaretle bir isim
verilerek, o birim yoktan varedilmiş olur. Sevgi, şevkat,
merhamet, affedicilik, hoşgörü vs. gibi mânâlar topluca bir güç
oluşturur, meselâ buna iyilik gibi bir isimle işaret edilir. Bu
mânâların ortaya çıkıp algınladığı mahale ve seyreden mahale de
isimler verilir.. Andromeda Galaksisi, Perseus Takım yıldızı,
Neptün, Hint Okyanusu, Nil Nehri, Kedi Müzezza, Ali, Ayşe vs..
gibi.. Bir anlamda, varlık alemi bu isimlerin verilmesi ile
yaratılmıştır. Ne algılanırsa algılansın, ismi olmayanın kimliği,
mânâsı ve varlığından söz edilemez. Bilincin çalışma sistemi,
makro boyutta da böyledir, mikro boyutta da... Kısaca Goethe'nin
dizelerinde dediği gibi;
İsim gürültüden başka birşey değildir.
Göklerin ihtişamını bizden gizleyen bir sistir.
Seyirİsterse adına Ali dediği mahalden aşikar ettiği algılama
özellikleriyle, Ayşe'de kuvveden fiile (açığa çıkan) mânâları
seyreder. İster Perseus'tan Andromeda'da açığa
çıkanları... İsimler hiç önemli değildir, aslında tüm bu isimlerin
Zat'ı olması sebebiyle, seyreden de O'dur, seyredilen
de... O'ndan gayrı hiç bir şey yok gerçekte!
Bu açığa çıkışı ve seyri, tüm kainata ve boyutlara yayarak düşün,
çünkü O sadece bizim algıladığımız boyutta ve algılayabilme
sınırlarımız içinde gerçekleştirmiyor bu olayı.. Tüm boyutlarda çok
çeşitli varlığın Zat'ı olarak, o varlıklarda açığa çıkan mânalar da
O'nundur, Zat'ı itibarıyla seyreden de yine O'dur. Hem açığa çıktığı
mahalin, hem açığa çıkan mânânın, hem algılayanın Zat'ıdır ve
gerçekte tüm olan, O'nun kendiyle
kendini (zatını) bilişidir, kendini seyridir ve kendi yaşamıdır. Kısaca,
O Zat'ın kendini
(zat'ını) seyretmesi, alemin varlığının sebebidir. Bu seyrin
oluştuğu çeşitli boyutlar itibarıyla varlık alemi meydana gelmiştir. Seyrin olmadığı
boyutta ise, varlık alemi yoktur, Hiç'tir.
Bu boyutlar şöyledir:
Öz'de sadece Zat'ıdır (kendidir) ve burada bilen, bilinen veya bilme
kavramlarına dahi yer yoktur. Kim kimi bilecek? Var veya yok
kavramları bile düşer burada.. Zat'ıyla Zat'ını farkedişi bile
yoktur. Amaiyet (mutlak yokluk veya mutlak karanlık), denir buraya..
Bu sebeple, tarifini yapmak imkânı yoktur. Zat'ın
bilinmezliğinden bu boyut itibarıyla söz edilir. Bu sebeple Zat'ı
mutlak gaybtır, "gayb hakkında konuşulmaz!" denilen kavram da
budur. Bir alt boyutta
ise, Zat'ıyla
Zat'ını farketmesi söz konusu, ki buna Eniyyet (Mutlak Ben boyutu)
deniyor. Amaiyet ve Eniyyet boyutlarına topluca Ahadiyet
denir. Bir
alt boyutta ise, Zat'ın Tek'liğini ve sıfatlarını bilişi söz konusu..
Bu boyuta Vahidiyet (Teklik boyutu) denir. Bu boyutta da
çokluktaki gibi bir
seyirden söz edilemez, salt Zat'ına ait sıfatları farkedişinden söz
edilebilir belki.. Bunlar hep kendini biliş diye açıklanabilir. Seyir
denirse, seyreden ve seyredilen söz konusudur. Seyirde, seyredilen
mânâların
isimlendirilerek işaretle sınıflandırılması söz konusudur. Oysa bu
boyutlarda hiç biri söz konusu değildir henüz.. Vahidiyet'in bir alt
boyutuna, Rahmaniyet
boyutu (Arş) denir. Vahidiyet boyutunda Zatı'na ait sıfatları
farkedişin doğal sonucu olarak seyir başlar ve varlık alemi bu
noktada yaratılmıştır. İşte varlık aleminin yaratıldığı bu boyutla,
üst boyutların arasında Rahmaniyet boyutu vardır. Bu boyuta
mutlak
arş da denilebilir. (Bir de göresel arş vardır, o da
levh-i mahfuz'daki muhayyer arştır). Rahmaniyet boyutunu da kapsayan tüm üst
boyutlara, yani Ahadiyet-Vahidiyet-Rahmaniyet'e topluca Uluhiyet
denir. Rahmaniyet, yani mutlak arş'ın alt boyutu itibarıyla tüm varlık
alemi boyutlarına topluca Rububiyet boyutu (valık alemi boyutu)
denir. Rububiyet boyutu da üst boyuttan alt boyuta doğru,
Melikiyet boyutu (melekût alemi/ışık boyutu), Malikiyet boyutu (ışın
ve madde boyutu) diye sıralanır. Tüm bu anlatımlar Rububiyet
itibarıyla ve bize, yani
insan'a göredir.
Sen de zatını (özünü, varlığının temelini ve sebebini) farket!
Farkedemiyorsan da canın sağolsun. Çünkü bu dahi O'nun dilemesidir
ve O'nun seyridir. Senaryoyu en mükemmel şekilde yazmış ve oynuyor
O, bizzat yazıcısı, oyuncusu ve oyunun kendi olarak...

Şemada alt alta isimlendirmemize rağmen, tüm bu
boyutlar içiçedir aslında.. Biri diğerinden ötede değildir, buna
dikkat edilmeli!
Bazı Tasavvufî Kavramların Mânâları:
ULUHİYET
«-- ALLAH
RAHMANİYET «-- ARŞ
RUBUBİYET «--
KUL
ZAT'I: Kendi
SIFATLARI: Zat'ına ait özellikleri
ESMÂLARI: Sıfatlarını ifade eden mânâlar ve güçler
EFALİ: Mânâların seyredilebilmesi için oluşan fiiller
ZAT ALEMİ (Lahut): Hiçlik
SIFAT ALEMİ (Ceberrut): Sınırsız Tek
ESMA ALEMİ : Sonsuz mânâlar alemi
EFAL ALEMİ (melekut ve Nasut): Sınırlı, zamanlı, ancak esmânın açığa çıktığı yer olduğu için
asla sonlu değil.
SINIRSIZ: Mekan ve zaman kaydı olmaması.
SONSUZ: Sayılamaz, sonu yok demek.
AN: Zamansız yani önce-şimdi-sonra hep bir arada, bu duruma öncesiz
ve sonrasız da denir veya
ezeli ve ebedi de denir.
AKLI KÜL: Efal alemindeki akılların tümü.
NEFSİ KÜL: Efal alemindeki nefslerin tümü.
AKLI EVVEL: Kozmik Bilinç; yani olmuş ve olacak ve olabilecek
herşeyin (sınırsız ve sonsuz) bilgisinin kendinde potansiyel olarak
bulunduğu Bilinç (akıl). Bu bilincin zaman birimi AN'(Dehr)dır.
MUTLAK AKIL: Aklı Evvel'dir.
MUTLAK NEFS: ZAT'dır.
MUTLAK: Şarta bağlı olmayan, şüphesiz demektir.
RUH Adlı Melek: Kainatın Ruhu, herşeyi yaratıldığı ana ruh, tüm
alemlerin hayatiyet gücünü barındıran ana kaynak.
Sistemin Ruhu: Mânâların algılanabilir bir şekilde ortaya çıktığı
yerdir.(Güneş Sistemi gibi)
Mele-i Ala (Refik-i Ala): Meleki boyutların arş'tan itibaren Mülk alemine
doğru hiyerarşik dizilişine verilen isim ...
Yeryüzü Melekleri: Dünya üzerinde yaşayan melekler.
CENNET: Bilinç yaşamı; yani bilincin sınırsız sonsuz özellikleriyle,
zaman ve mekan kaydı olmaksızın yaşamı.
CEHENNEM: Bedensel yaşam; yani bilincin zaman, mekân ve bedenle (madde veya
ruh beden) kayıtlı, sınırlı yaşamı.
BERZAH: Soyut ve Somutun Arasındaki Geçiş Boyutu.. Aslında tüm
boyutlar arası geçiş noktası (iki boyut arası) bir anlamda
berzah'tır.
LEVH-İ MAHFUZ: Saklanmış, korunmuş levha demektir. Bir adı da Ümm-ül
Kitap'tır. Evrenin holografik yapısı itibarıyla adı da
denilebilir. (İnsan beyni de bir levh-i mahfuz modelidir) Tüm varlık
aleminin Kaderin yazılı olduğu (aslında tek tek kaderler değil, Tek
bir kader), yani her yaratılanın yaratılma amacının, rızkının,
ölçülerinin ve kemale eriş noktasının; tüm sebep ve sonuçların,
olanın ve
olasılıkların tümünün belirlenmiş olduğu boyuttur... (Esmasına
terkibine göre)
Hayal Alemi: Rüya alemidir. Burada herşey bir benzeriyle tabir
edilen boyuttur. Mesela burada yılan gibi görünen suret düşman
demektir gibi..
Ervah alemi: Bu ruhlar alemidir. Buradaki her şey aslı gibidir.
Yoruma ihtiyaç yoktur, ağaç ağaçtır.
Kabir Alemi: Işınsal boyutun bir aşamasıdır.
Ne bildimse rabbımın lütfu sayesindedir; doğrular O'ndan, yanlışlar
ise bendendir.
(Not:1994-1997 yılları arasında, tasavvufla ilgili nesir türünde
yazılar yazdım. Yukarıdaki yazı ise, 1997 yılında ilk düz yazı
denememdir.)
@ngelic
1997 |