Bir Yol Göstericiye İhtiyaç Var mıdır?

Kişisel görüşüme göre, "kendini tanıma yolunda bir yol göstericiye ihtiyacı olduğunu düşünenin, gerçekten ihtiyacı vardır!".. Zira bu vehim kişiyi terketmediği sürece, ciddi anlamda bir tehlike mevcut demektir. Korku ve sığınmaya ihtiyaç duymak bunun açık habercisidir zaten!.. Emniyet duygusundan yoksun, insiyatifini kullanamadığı için kararlar alamayan, birim benliğinden kaynaklanan korkuları içinde yönsüz kalıp, serseri mayın gibi sağa sola çarparak patlamak istemeyen, emin bir limana sığınır ve yardım ister. Bu çok doğal ve akılcı bir yaklaşımdır. Çünkü bu yol uçsuz bucaksız bir okyanustur. Pusulasına güvenmeyen tek başına yelken açmamalıdır. Aslına bakarsanız zamanımızda evrensel gerçeklere dair bilgi çok açık bir şekilde her yerde bulunabilir. En yakın kitapçıya uğrayın, iki dakika içinde önünüze evrenin sırlarını yığsınlar veya girin internete, her adım başı bu bilgilere rastlarsınız. Artık bilgilenmek için özel bir kişiye ihtiyaç yoktur kanımca.. Fakat bilginin hayata geçirilmesi aşamasında kendisiyle yakinen ilgilenen bir yol göstericiye gereksinim duyanlar olabilir. Ne var ki böylesi de kaldı mı artık bilinmez?!.

Manevî bir yol gösterici, kendisinden yardım isteyen kişiyi, yaratıcısı, yaşadığı evren ve kendiyle ilgili gerçekler konusunda bilgilendirir. Tüm bu gerçekler doğrultusunda kendindeki güçleri idrak etmesine ve bu sayede evrenle uyum içinde yaşamasına engel olan vehminden ve buna bağlı korkularından kurtulmasına yardımcı olur. Aslında bir yol göstericinin kendisine sığınan kişiye ilk yardımı, muhtaç olduğu şeyleri özünden başka cihette arama yanılgısını ve kendi gibi yaratılmışların yardımına muhtaç olduğu fikrini ondan gidermektir. Bundan büyük vehim olabilir mi? Bir yaratılmış ancak yaradanının yardımına muhtaçtır. "Allah'tan gayrı ne var?" mantığıyla sırat-ı müstakim'den sapılmamalıdır. Çünkü; "ne yana dönülse O'nun vechi oradadır, lakin O'na ermek için öze yönelmek ve dönmek şarttır! Sırat-ı müstakîm bu yoldur." Bir sufi; "O'nu görmek için her yere, bulmak için özüne bak!" der.. Eğer sığındığımız liman bize bunları telkin etmiyorsa, orada olgunlaşmamız söz konusu değildir zaten. Hürriyeti talep için gittiğimiz yerde büsbütün esir olup kalırız. Gerçek mürşid, özgürlüğümüze kavuşmamız için bize yol gösterendir, büsbütün esir eden değil! Gereken olgunluğa erişen yoluna tek başına devam eder. Başka bir açıdan da bakılacak olursa, Nietsche'nin de dediği gibi; "Hep öğrenci kalan insan, öğretmenine borcunu kötü ödüyor demektir." Olayın bir de bu boyutu var.

Ancak bazen istisna durumlar söz konusu olabilir. Kendisine bu amaçla sığınan kişilerden hürriyete kabiliyeti olmadığını müşahade ettiklerini de yanında tutar yol gösteren kişi, ki başıboş kalıp, büsbütün bu uçsuz bucaksız okyanusta kaybolup, kendilerine zarar verecek fiillere ve yaşam şekline yönelmesinler. Bu şekilde imanlarını bir noktada sabit tutmaya gayret eder ve zihinlerini manevî azaplardan (cehennemden) çıkarmaya çalışır ömrü yettiğince... Zaten bu fıtratıdır O'nun, başkası elinden gelmez. Yunus aleyhisselâmı balığın karnından çıkaran da bu fıtrattı zaten..

O manevî açıdan rahimiyete mazhar bir ana gibidir. Ona sığınanlar ise yardıma muhtaç yavruları gibidir. Onları koruyup kollayıp manevî bir sütle (ilimle) besler, ta ki kendi ayakları üzerinde durup, kendi kendilerine normal gıda alacakları seviyeye gelene dek.. Bu seviyeye gelmeden sütten kesilip başıboş salıverilenler ise; ya başı boş kaldıklarından her türlü manevi tehlikeye açık savunmasız kalırlar, yada açlıktan maneviyatları ölür. Kişi emin limanı bulmadan (ki bu liman özündedir), onu hâlâ korku ve vehim içinde olduğu halde, dalgalanan o sonsuz denize salıvermek doğru değildir. Bu çok daha tehlikeli sonuçlara yol açabilir. Gerekli olgunluğa erdiğini müşahade ettiğinde ise, anası sütü keser.

Ben şimdi size beni kaybetmeyi, kendinizi bulmayı emrediyorum. Ne vakit beni tamamen inkar ederseniz, ben size o vakit geri dönerim” "Nietzsche"

Her sütten kesilme zor ve sıkıntılı bir dönemdir. Ancak bu olması gerekendir. Fakat bir kere anasının göğsünü bırakıp sütten kesilen, baklava börek yemeği bırakıp tekrar ana sütüne dönmez. O artık tüm korkularını yenmiş, vehminin pençesinden kendini kurtarmıştır. Emniyet ve huzur içinde der ki:

* ".... Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler." (9/51)

Artık o kişi bilir ki; kendisine verilecek olana kimse engel olamaz, verilemeyecek olanı da kimse veremez. Aradığını özüne dönmeden bulamayacağını da idrak etmiştir. Yöneldiği her şeyden vazgeçer. Yaratılmışlardan, sahip olduklarından ve hatta nefsinden dahi yüz çevirir.

* "... Ben batanları sevmem!.." (6/76)

* "Yüzümü hanif olarak, gökleri ve yeri yaratan Yüce Allah’a çevirdim. O’na yöneldim. Ben asla müşriklerden (Allah'a ortak koşanlardan) değilim" (6/79).

* "Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti ve ancak senden dileriz yardımı, inayeti. (Yâ Rab!)" (1/5)

diyerek yoluna devam eder....

Eğer Kur'ân ve Hz. Rasulullah'ın gösterdiği yolu tüm çabanıza rağmen netçe göremiyorsanız, elinde fener olan birinden bu yola ışık tutmasını isteyebilirsiniz. Ancak şu meşhur sözü asla aklınızdan çıkarmayınız: "Güneşi görmek için ona işaret eden bir parmağa ihtiyaç vardır, ancak Güneşi gördükten sonra, O'nu bırakıp parmağa bakıyorsanız, orada bir yanlış yapıyorsunuz demektir." İşte bu sebeple çok dikkatli olmak gerekir. Allah melek ve nebilerine tanımadığı ayrıcalığı kimse için tanımaz!

* Ve O size: "Melekleri ve nebileri tanrılar edinin." diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra, size hiç inkârı emreder mi? (3/80)

Ayrıca neden birinden yardım istediğimiz konusunda da gerçekçi olmak zorundayız. Çünkü olayın iç dünyamızda farkına varamadığımız çok farklı boyutları da olabilir. Nietzsche'nin çok sevdiğim bir sözü vardır. "İnsanlar ışığın çevresinde toplaşırlar, daha iyi görmek için değil daha iyi parıldamak için." Bu sözün üzerinde de çok iyi düşünmek ve nefsin hilelerinden sakınmak gerekir. Eğer niyetiniz halis ise, kendisinden yardım talep ettiğiniz kişiyi seçmek konusunda da çok dikkatli olmalısınız. Hele de günümüzde, her köşe başını eline fosforlu çubuk alan taklit ehli biri tutmuşken! Gerçekten elinde fener olan kimdir bilinmesi güç! O kişiler öyle saklıdır ki, bulmak emek ister! Belki de emek dahi yeterli olmayabilir. "Korunmak için örtünün!" hükmü gereğince örtünmüşlerdir. Bir kudsî hadiste veliler için şöyle buyuruyor: "Velîlerim, kubbelerim altındadır. Benden gayrı onları tanıyan olmaz." Böyleyken nasıl tanıyıp bileceğiz onları?... Her gün biri kendini peygamber, Mesih yada Mehdi ilân eder oldu. Gerçeği ile sahtesini ayırmak konusunda titiz olunmalıdır. Özellikle Mehdi konusu geçmişten bugüne dek çok istismar edilen bir konu oldu. Oysa O'nu zamanında yaşayan veliler'in bile tanıyıp değerlendiremeyeceğini söyler kimi tasavvuf ehli.. Hal böyleyken, hangi mertebeden O'nu seyrediyor olacağız ki tanıyıp değerlendirebileceğiz? Herkes haddini bilmeli bu konuda.. Bu sebeple kılı kırk yaran bir titizlik göstermek gerekir. Allah korusun bu şartlarda yanlış bir limana sığınıp, büsbütün helakımız da söz konusu olabilir.

Genellikle yazılarımda kısa alıntılar yaparım, fakat bu defa çok beğendiğim için Anuradha D.D.'nin konuyla ilgili yazısından uzun bir alıntı yapacağım.

* * *

Doğru öğretmenin kim olduğu konusundaki kriterler:

Varlığıyla huzur buluyorsanız,
Söylevleri size ilham veriyorsa,
Şüphelerinizi ortadan kaldırabiliyorsa,
Açgözlülükten, öfkeden ve şehvetten arınmışsa,
Kendini beğenmiş değilse, sevgi doluysa ve ben-merkezci değilse,
Sizin inançlarınıza saygı gösteriyorsa ve öğretisiyle size "sizin" inandığınız noktadan yardımcı oluyorsa,
Yanında ruhsallığını hissediyorsanız ... o kişiyi öğretmeniniz olarak kabul edin.


Doğru öğrenci konusundaki kriterler:

Doğru anlama yetisine sahip,
Dünyevi herşeye karşı bağımlı olmama etiğini geliştirmiş,
Berrak bir zihne sahip,
Duyuları üzerinde hakimiyet sağlamış,
Temel tutkulardan uzaklaşmış,
Öğretmenine inancı olan,
Mutlak Varlık' a kendini adamış ... olmalıdır.

Anuradha D.D.

Ayrıca şunu da bilelim ki, her kişinin inanmak ve yolundan gitmek zorunda olduğu tek kişi Hz. Muhammed Mustafa aleyhisselâm'dır. Bunun dışında hiç kimseye tâbi olmak mecburiyetinde değilsiniz. Eğer İslâmî açıdan sizi rahatsız eden bir şey görüyorsanız, takva yolunu seçerek uzak durmak en doğal hakkınız ve bundan size bir mesuliyet yoktur!  Herkes anlayışı kadar değerlendirir, bundan doğal olan bir şey yoktur. Takliden birine bilinçsizce tâbi olmaktansa, ben bu kişiyi yeterince değerlendiremiyorum ve hataya düşmekten çekiniyorum diyerek uzak durmanız evlâdır. Bununla beraber yukarıdaki saydığımız özellikleri bir kişide bulup, açıklamaları sizi tatmin ediyorsa ve ondan istifade edeceğinize inanıyorsanız, faydalanın. Ancak her halukarda yanlışa sapmanızın mesuliyeti sizindir, bunu göze alarak hareket edin.

@ngelic
 Ocak 2005

* * *

Günümüzde Tarikatların Durumu »»»»»

@ngelic
Temmuz 2005

Ana Sayfa Yazdır Başa Dön