|
|
|
Özgür Düşünce Özgür düşünce, kişinin hiçbir etki yada baskı
altında kalmaksızın, hür iradesiyle serbestçe düşünebilmesidir.
Bu çok basit bir eylem gibi görülebilir, ancak hiç de öyle değil..
Çünkü kişi daha doğuştan çevrenin etkisi altında kalmaya başlar.
Aklını kullanarak düşünebileceği yaşa geldiğinde toplumsal dogmalar, değer
yagıları, batıl inançlar, baskılar, korkular, şartlanmalar ve
zaaflar çoktan zihnini esir almıştır ve bu çerçeve içinde
düşünmeye zorlanır. Aslında tabiatı itibarıyla düşünmek fiili hiç bir şekilde yasaklanamaz, ancak bu fiilin neticesi olan düşünceyi açıklamak yasaklanabilir. Konu bu yönüyle toplumsal bir olaydır. Kısaca, özgür düşünce ile düşünce özgürlüğü farklı şeylerdir. Bu sebeple biz özgürce düşünelim de, varsın bu düşüncemizi açıklayamamamız tek eksiğimiz olsun! Çünkü Allah açıklasak da, açıklamasak da düşüncemizi bilir ve biz tüm fiillerimizin hesabını sadece Allah'a veririz. Ne var ki bırakın düşünceyi açıklayıp açıklamamayı, iş özgürce düşünme noktasına dahi gelemiyor çoğu kez... Zira yukarıda sıraladığımız herhangi bir toplumsal sebep kişiyi özgür düşünmekten alıkoyabiliyor. Bu sebepler silsilesi zamanla bireyselleşip kişinin düşünsel çerçevesini oluşturuyor ve hadi özgürce düşün denilse dahi bu sınırı aşamıyor. Kısaca yasaklanamayana en büyük yasaklamayı biz kendi kendimize yapıyoruz. Değer yargılarımız (maddi yada manevi), şartlanmalarımız, korkularımız, tamah ettiklerimiz, körü körüne inandıklarımız ve bağlanıp vazgeçemediklerimiz vb. uğruna beynimizi ipotek etmişiz veya haciz altında sanki... Bir kez yitirilmiş olan özgür düşünce
yeteneğini yeniden elde edebilmek de çok zordur. Üstelik bu durum
insan fıtratına uygun olmadığı için sıkıntılı sonuçlar da doğurur.
Çoğu kez neticesi bedensel ve ruhsal hastalıklar olarak kendini
gösterir. Nihayet ortaya köleleşmiş, iradesiz, bağımlı ve her yönden hasta bir toplum
çıkar. Hattâ bırakın özgür düşünmeyi, açık veya gizli bu baskılar sebebiyle düşünmeye bile korkar hale gelmişiz. Fakat düşünmeksizin insanca yaşamın devamı da mümkün değil.. Buna da bir çare bulmuşuz biz insanlar.. Toplum içinde düşünme yeteneğini kaybetmemiş birilerini bizim adımıza düşünmesi için görevlendiriyoruz ve "hadi sen düşün, biz de kayıtsız şartsız kabul edelim" diyoruz. Bunu açıkça ifade etmesek de davranışlarımızla bunun işaretini veriyoruz. Böylesi daha mesuliyetsiz, kolay, emniyetli ve maliyeti düşük(!) geliyor galiba bize... * Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile, kendisine güzel bir rızık verilen ve o rızıkdan gizli ve açık olarak harcayan hür bir insanı misal verdi. Hiç bunlar eşit olur mu?... (16/75)
Sonra da bizim adımıza düşünce üreten her kimse, onun
düşüncelerine sahip çıkıyoruz sanki bizimmiş gibi.. Cansiperhane
savunucusu kesiliyoruz, taraftar toplamaya çalışıyoruz ve en ateşli
fanatiği oluveriyoruz. Nitekim mezheplerin ve ideolojilerin
ortaya çıkışı
da böyle gerçekleşmiştir. Bu düşünceler zamanla delinmez zihinsel zırhımız oluyor ve
kendine özgü zamanın ve mekânın kalıplarıyla, sınırsız düşünme
yeteneği ile varolmuş beyinlerimizi bloke ediyor. Tüm toplumsal huzursuzlukların altında ve
özellikle terörün kökeninde özgür düşünemeyen beyinlerin birilerinin
kalıplaşmış radikal düşüncelerine kayıtsız şartsız tâbi olması yatar. Biz
insanlar, kendi inancımıza göre olumlu yada olumsuz bahanelerle
düşünme melekelerimizi köreltip yokediyoruz. İnanılır
gibi değil ama yüzyıllardır vazgeçmeden bunu yapıyoruz biz...
İnsanın kendi kendine yaptığını, kainattaki tüm varlıklar bir araya
gelse ona yapamaz. @ngelic Mart 2005 |