|
|
|
Çaresizim... (Aşağıdaki yazıyı ilk yazdığımda Kur'ân'dan ayetlerle desteklememiştim. Tahmin edip beklediğim gibi yazdığım kadarı dahi kabul görmedi. Benim gibi bir cahili ciddiye almayanlar, ola ki Allah kelâmını ciddiye alır da bazı şeyleri farkedip, kendilerini kurtarmak için bir şeyler yaparlar mı acaba?" dedim ve yazıya hiç dokunmadan sadece gerekli yerlere gerekli Kur'ân ayetlerini ilâve ettim. Mutlaka ki "Her şeyin doğrusunu sadece Allah bilir!". Fakat bildiğimiz kadarını paylaşmak da Allah'ın emri. Açıkçası şu ayetler hayatım boyunca beni hep korkutmuştur: " ... Kendilerine bol rızık verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere vermiyorlar ki, onda eşit olsunlar. Durum böyle iken Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar? (16/71)" ve "Allah'ın, kendilerine lütfundan verdiği nimetlere karşı cimrilik edenler, bunun, kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır o, kendileri için şerdir. Cimrilik ettikleri şey, kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'a aittir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. (3/180)" Anladığım kadarıyla Hakk'kı söylemek için elimden geleni yaptım, Rabbim merhamet edip günahlarımızı bağışlasın.) Şuraya bir şeyler yazmak için oturdum yine... Ama gözyaşlarına boğuldum. Çünkü anlatamayacağımı çok iyi biliyorum. Bir zamanlar anlatırım sanıyordum, ama artık biliyorum ki acizim, yetersizim, çaresizim.. O kadar zor ki hakikatlere dair her şeyi tüm çıplaklığı ile anlatmak...... Nasıl anlatırım, nasıl kurulan tüm hayalleri ve ümitleri yok ederim? Anlatsam da kimler kavrayabilir veya kabul edebilir bilmiyorum. Belki inkar edilecek, kabul edilmeyecek. Zaten gerçekler daha açık kelimelerle nasıl izah edilir, onu da bilmiyorum?. Bu sebeple kelimeler zihnimde donup kalıyor. Sokaklarda, caddelerde olan bitenden habersiz dolaşan insanları "Uyanın artık ne olur!" diye sarsmak geliyor içimden, ama bu şekilde uyanamayacaklarını biliyorum. Çünkü bu uyku da takdiri ilâhi! Biliyorum ki hidayet Allah'tandır, kimse kimseye hidayet edemez. * Sen sevdiğini hidayete eriştiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir. (28/56).. Ve hiç kimse kitap okuyarak veya internet sitesi okuyarak Allah'ın yarattığı sistemi kavrayamaz, tâ ki bazı şeyleri Allah'ın lutfu ve merhametiyle bizzat yaşayarak, hissederek idrak etmedikçe.. Nefs dağı çıra gibi yanmadıkça hayaller sükût etmiyor, zihindeki perdeler kalkmıyor. Tüm bilgiler ezber ve taklit düzeyinde kalıyor. Gerçi kimler böylesi bir yanmaya talip, onu da bilmiyorum?.. İşte tüm bunları düşündüğüm için hepimiz adına çok üzülüyorum ve boşa emek olabileceğini bildiğim halde bir kez daha denemek istiyorum.... * Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü, hatırlatmak müminlere fayda verir. (51/55) Allah'ın yarattığı sistemin sırlarını çözmek, bu sistem içinde ne yapacağınızı bilerek bilinçli yaşamak ve nihayet üzülmeyecek sonuçlar almak istiyorsanız çevrenize bakın, hayatı gözlemleyin. * Allah size âyetlerini gösteriyor. Şimdi Allah'ın âyetlerinin hangisini inkâr edersiniz? (81/40) Her şey gözlerimizin önünde açık seçik yaşanıyor. Olandan başka yasalar ve başka bir düzen aramayınız. Ötede bir yerlerde aranacak hakikat yok.. Her şey burada açık seçik, ayan beyan... Kur'ân'da evrensel düzen açıklanırken bir takım olmuş olayların misal verilmesinin sebebi, evrensel sistemin her an yaşanıp duranlardan hiç farklı olmadığındandır. Olan her fiil, O'nun mânâlarının zuhuruyla alakalı... Ötelerde bir yerde geçerli olacak bir düzen ve adalet aramayınız. Bu ümitle dünyadan göçüp gitmeyiniz. Adalet şu an gördüğünüzden başkası değildir. *
De ki, yeryüzünde bir gezin de bakın, bundan öncekilerin sonu nasıl
olmuş! Onların pek çoğu müşrik idiler. (30/42) * Yemin ederim ki, bu Kur'ân'da insanlar için her türlüsünden temsil getirdik. Gerek ki iyi düşünsünler. (39/27)
* Ve her ümmetin
âyetlerimizi yalan sayanlarından bir cemaati toplayacağımız gün, artık
onlar bir arada tutulup (hesap yerine) sevkedilirler. * Nihayet (oraya)
geldikleri vakit Allah buyurur: "Siz benim âyetlerimi, ne olduğunu
kavramadan yalan saydınız öyle mi? Yoksa yaptığınız başka neydi?" *
Yaptıkları haksızlıktan dolayı, o söz gerçekleşmiştir; artık onlar
konuşamazlar. (27/83, 84, 85) Dünyaya bakınız, bir kere daha dönüp bakınız ve bir kere daha, bir kere daha..... * Daha yeryüzünde gezip de bir bakmazlar mı? Kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuş? Onlar kendilerinden hem daha çok, hem de kuvvetçe ve yeryüzündeki eserlerinin sağlamlığı bakımından daha çetindiler. Öyle iken o kazandıkları şeyler, kendilerini kurtaramadı. (40/82) Neler olup bittiğini anlamaya çalışınız. Afrika'daki milyonlarca aça ve Avrupa'daki toklara bakınız. Neden bizim anlayışımıza göre bir dengesizlik ve eşitsizliğin sürüp gittiğini anlamaya çalışınız. Buna binlerce beşeri düşünsel kılıf uydurulsa da gerçek değişmeyecek... * Zulüm yapmış olan herkes, azabı görünce yeryüzündeki her şeyin sahibi olsa da, (o azaptan kurtulmak için) hepsini feda ederdi. Ve içten içe pişmanlık duyardı. Fakat aralarında adaletle hüküm verilir ve hiçbirine zulüm yapılmaz. (54/10) {altı çizili yere dikkat edin, ölüm ötesindeki bir olaydan söz edilmiyor, aksine yaşarken de kimseye adaletsizlik yapılmadığından söz ediliyor. Buna göre eşitlik ve adaleti yeryüzünde olup biteni değerlendirin} Basiretinizi açıp da bakın hele bir! Bir depremle, bir sel ile veya bir teröristin attığı bomba ile yüzlerce ananın evladı ölüp gitti de sonraki sabah Güneş büyük bir azametle yine de nasıl doğdu? Onca ana yas tutup gözlerinin feri sönmüşken, neden Güneş'in rabbi yas tutmadı hiç düşündünüz mü? Mademki Tanrımız bizimle ağlayıp, bizimle gülüyor, madem ki bizim beşeri duygularımıza aldırıyor, madem ki bizimle aynı beşeri merhamete sahip, madem ki bizim gibi düşünüyor, o halde biz günlerce yas tutmuşken ve neredeyse dünyamız kararmışken, neden bir gün bile yas tutmadı Güneş'in rabbi? Bir güncük Güneş doğmasaydı ya? Bugün böyle bir şey mümkün değilse, yarın da bunlar mümkün olamayacak ve çark size özel durdurulmadan işleyecektir, duygularınıza hiç aldırmaksızın.. Bugün ne kadar merhamet görüyorsanız yarın da aynısıdır. Allah'ın merhameti nasıl bir şey ki sadece ahirette açığa çıksın? Burada çıkmayan merhameti orada mı bekleyeceğiz? Bu nasıl bir hayal? * Allah, iman edenleri, dünya hayatında da, ahirette de sağlam bir söz üzerinde tutar; zalimleri de saptırır ve Allah, dilediğini yapar. (14/27) Bugün o merhamete nail olduysan, yarın da olacaksın demektir. Bu konuyu maddi olarak almayın. Madde ile ölçmeyin merhameti.. Allah maddeye değer vermez. O'nun indinde bunların hiç değeri yoktur. * Daha nice altın ziynetler verirdik. Çünkü bunların bizce hiçbir kıymeti yoktur. Bütün bunlar dünya hayatının geçici menfaatinden başka bir şey değildir. (43/35 ) * Onların malları da, evlatları da sakın seni imrendirmesin. Bu olsa olsa, Allah'ın onları dünya hayatında bu gibi şeylerle azaba uğratmasından ve canlarının kâfir olarak çıkmasını murat etmiş olmasından başka birşey değildir. (9/55)
O zaman bu merhametin ne olduğunu ve o merhamete nasıl
nail olunacağını anlamaya çalışmak gerekmez mi? Bir şeyleri yanlış
anladığımızı göremiyor musunuz?
Düşünün biraz! Diri diri toprağa gömülen kız çocuğu hangi günahtan ötürü
gömüldü? Neden gömülürken müdahale edilmedi? Allah'ın
düzeninde bunun bir karşılığı, yani cezası yok mu? Elbette var!. Ama
bunu yapanın göreceği ceza, o kız çocuğunu geri getirecek mi? Olaya o
küçük kızın
açısından baktınız mı hiç? Bugün o masumun gömülmesine engel olmayan
ilâhi düzen,
yarın senin yanmana engel olacak mı? Bunun için o masum kız çocuğuna
verilmeyen bir garantin var mı?
* Görmedin mi, göklerdeki kimseler, yerdeki kimseler, güneş, ay
ve yıldızlar, dağlar, ağaçlar, bütün hayvanlar ve insanlardan
birçoğu hep Allah'a secde ediyor. Birçoğunun üzerine de azab hak
olmuştur. Allah kimi hor ve hakir kılarsa artık ona ikram edecek
yoktur. Şüphesiz Allah dilediği şeyi yapar. (22/18)
Tüm bu sorulara bir cevabın var mı? Yok mu? Acilen bir
cevap bulmak zorundasın, yoksa sonrası için kurduğun hayallerine veda
etmeye hazırlanmalısın..
İnsanlığa en büyük
merhamet Hz. Muhammed ve Kur'ân idi. Bundan sonra
beklediğiniz gibi bir merhamet olmayacak..! Ne olur anlayın! Ne olur
bunu görün!
* Allah ve
Rasulüne itaat edin ki, size de merhamet edilsin. (3/132) *
Ey insanlar! Size Rabbinizden bir delil (Muhammed) geldi ve size
apaçık bir nur indirdik. *
Allah'a inanıp O'na sımsıkı sarılanları
(Allah), kendisinden bir rahmet ve lutfa sokacak ve kendisine varan
dosdoğru yola iletecektir. (4/174, 175)
* Ey Muhammed!
De ki: "Onu, göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz
O, bağışlayandır, merhamet edendir."
(25/6) *
Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt,
gönüller derdine bir şifa, müminlere bir hidayet ve rahmet geldi.
(10/57) *
Gerçekten onlara, bilgiye göre açıkladığımız,
inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olan bir Kitap
getirdik. (75/52)
* Bu Kur'ân
uydurulmuş herhangi bir söz değildir. Lâkin kendisinden önce gelen
kitapların tasdiki her şeyin ayrıntılarıyla açıklayıcısı ve iman
edecek bir kavim için hidayet ve rahmettir.
(13/111)
* O gün zalim
kimse ellerini ısıracak: "Eyvah!" diyecek, "keşke
rasullerin
yanında bir yol tutsaydım!" (25/27)
* Öyleyse sen,
sana vahyedilen Kur'an'a sarıl. Şüphesiz ki sen doğru bir yol
üzerindesin. * Doğrusu o Kur'an, senin için de, kavmin için de bir
öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz. (43/43, 44)
Eğer bugün bu merhameti teptiysek, anlamak için gayret
göstermediysek, yarın ne bekleyeceğiz?! O gün başlangıcın değil,
sonuçların yaşandığı gündür. Sahip olduğumuz her şeyi versek de
kabul edilmez, çünkü iş işten geçmiştir. Artık orada bir şans daha
verilmez! *
Bütün yeryüzündekiler ve bir o kadarı daha inkâr edenlerin olsa,
bunlar kıyamet gününün azabından kurtulmak için hepsini fidye olarak
verseler yine onlardan kabul edilmez. Onlar için can yakıcı bir azap
vardır. (5/36)
* Ve öyle bir
günden sakının ki, o gün kimse, kimsenin yerine bir şey ödeyemez,
kimseden fidye kabul edilmez ve ona şefaat de fayda vermez, hiçbir
taraftan yardım da görmezler.
(2/123) Ah keşke size bugünden başka bir
şansınız olabileceğini söyleyebilseydim. Keşke sizi avutacak bir
yalan bulabilseydim. Bugün hiç bir şey yapmadığınız halde ölüm
ötesinde belki de affedilebileceğinizi söyleyebilseydim.
*
O gün zalimlere özür dilemeleri fayda vermez. Onlara lanet
vardır, onlara yurdun kötüsü (cehennem) vardır. (40/58)
* Hayır hayır,
yer birbiri ardınca sarsılıp dümdüz olduğu zaman, *
Rabbinin emri gelip melekler sıra sıra dizildiği zaman, *
Ki cehennem de o gün getirilmiştir. İşte o gün insan anlar. Fakat bu
anlamanın ona ne yararı var? * "Keşke
hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim." der. *
Artık o gün Allah'ın edeceği azabı kimse edemez. *
Onun vuracağı bağı kimse vuramaz. (89/21, 22, 23, 24, 25,
26)
* O gün
kâfirlere şöyle denilir; "Siz, dünyada bugüne kavuşmayı nasıl
unuttuysanız, biz de bugün sizi öylece unutacağız. Yeriniz ateştir
ve sizin için yardımcılardan bir kimse de yoktur."
(45/34) *
Onlara: "Bugün pişmanlık duymanız size hiçbir
fayda sağlamayacaktır. Çünkü siz zulmettiniz. Şimdi de hepiniz
azapta ortaksınız." denir. (43/41)
*
Onlardan öncekiler de yalanladılar da kendilerine, hatırlarına
gelmez yönden azab geliverdi. * Allah, onlara dünya hayatında
zilleti tattırdı. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke
bilselerdi! (39/25, 26)
* Ey
inananlar, Allah'tan korkun ve kişi, yarın için ne (yapıp)
gönderdiğine baksın. Allah'tan korkun; çünkü Allah, yaptıklarınızdan
haberdardır. * Allah'ı unutup da Allah'ın da kendilerini
unutturduğu kimseler gibi olmayın onlar, yoldan çıkan
kimselerdir. (59/18, 19)
*
Ama Rabbinin (azab) işaretlerinin geldiği
gün, daha önce iman etmemiş, yahut imanında bir hayır kazanmamış
kimseye, artık inanması bir fayda sağlamaz. De ki: "Bekleyin; biz de
beklemekteyiz." (6/158)
Ve herkesi ve
her şeyi, yani tüm alemi
affetmeyi ahlak edinmeyenin de kolayca günahlarının affedilebileceğini
söyleyebilseydim.
* O (Allah'tan
hakkıyla korka)nlar, bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar,
öfkelerini yutarlar, insanları affederler. Allah iyilik edenleri
sever. (3/134)
İşte bu sebeple en büyük günahın nefs olduğunu
açıklayabilseydim.
* "(Ey
Rasûlüm!) Nefsânî arzularını kendisine ilâh edinen kimseyi gördün
mü? Artık ona sen mi vekîl olacaksın? (25/43)
* Ve onlar
çirkin bir günah işledikleri, yahut nefislerine zulmettikleri zaman
Allah'ı hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler.
Allah'tan başka günahları kim bağışlayabilir? Bir de onlar, bile
bile, işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmezler.
(3/135)
Mümkün olaydı da olmuş bitmişi yaşadığımızı, bu sebeple
kaçırdığınız hiç bir şeyi yakalamanız için geri sarma işlemi yapılamayacağını
anlatabilseydim..
*
Ve eğer bunlardan bir kısmının göreceği azabı belli bir süreye kadar
erteleyecek olursak, o zaman da "onu engelleyen nedir ki?"
diyecekler. İyi bilin ki, o azap onlara geldiği gün kendilerinden
geri çevrilecek değildir. Ve o alay ettikleri şey kendilerini
kuşatmış olacaktır. (11/8)
Bir önceki yazımda uçak üreten fabrika örneğini
verdim size.. (bkz) Bu bölümde takılacak tekeri geri çevirdiysen, uçuş
denemesi aşamasında "tekersiz olmuyormuş, teker de istiyorum" desen de
faydası yok.. O bir önceki aşama idi ve geçti. Artık sen tekersiz
bir
uçaksın ve düşmeye makumsun.. Geri dönüşü yok ve bunda hiç kimsenin
suçu yok senden başka.. Ağlasan, bağırsan, yalvarsan da kimse sana
uçarken yardım edemez.
*
Vay haline o gün yalanlayanların! * Ki onlar, daldıkları bir batak
(bâtıl)da oynayıp duruyorlar. * O gün onlar cehennem ateşine itilip
kakılacaklar. * (Onlara): "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur"
(denilecek). * "Bu da mı bir sihir? Yoksa siz görmüyor musunuz? *
Girin oraya, ister sabredin ister etmeyin artık sizin için
birdir. Siz hep yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız"
(denilecek). (52/11, 12, 13, 14, 15, 16)
Seni oradan alıp fabrikanın bir önceki
bölümüne geri götürmezler.
Sistemi anlayıp görün artık! Neden uyarıldınız asırlarca? Geri
dönüşü olmadığını söylemek içindi..
*
Onlar ki, dinlerini bir eğlence ve oyun
yerine koydular ve dünya hayatı kendilerini aldattı. Onlar, bugüne
kavuşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi nasıl inkâr
ettilerse, biz de bugün onları öyle unuturuz. * Gerçekten onlara,
bilgiye göre açıkladığımız, inanan bir toplum için yol gösterici ve
rahmet olan bir Kitap getirdik. * İlle onun te'vilini mi
gözetiyorlar? Onun te'vili geldiği (verdiği haberler ortaya çıktığı)
gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: "Doğrusu Rabbimizin
elçileri gerçeği getirmiş. Şimdi bizim şefaatçilerimiz var mı ki
bize şefaat etsinler, yahut tekrar geri döndürülmemiz mümkün mü
ki eski yaptıklarımızdan başkasını yapalım?" Onlar, kendilerini
zarara soktular ve uydurdukları şeyler kendilerinden saptı, kaybolup
gitti. (7/51, 52, 53)
* O gün hiçbir
tedbirlerinin kendilerine zerre kadar faydası olmayacak ve hiçbir
şekilde yardım da görmeyeceklerdir. *
Şüphesiz o zulmedenlere
ondan başka da azab vardır. Fakat çokları bilmezler. (52/46, 47)
* O gün bütün sırlar yoklanıp, meydana
çıkarılır. * İnsanın o gün ne bir gücü vardır, ne de bir yardımcısı.
(86/9, 10)
* Suçluların
durumunu. * "Nedir sizi Sekar'a sokan?" diye. * Suçlular der ki:
"Biz namaz kılanlardan değildik." * "Yoksula da yedirmezdik." * "Boş
şeylere dalanlarla dalar giderdik." * "Ceza gününü yalanlardık." *
"Nihayet bize ölüm gelip çattı." * Artık onlara şefaatçilerin
şefaatı fayda vermez. * Şimdi o Kur'ân'dan yüz çevirirlerken ne
mazeretleri var? (74/41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49)
Ümit de dünyada imiş, korkunun
faydası da...
* Kıyamet
saatinin gelip çattığı gün suçlular, her ümidi keserler. * Allah'a
ortak koştuklarından, kendilerine şefaat edecekler de bulunmaz.
Onlar, o zaman Allah'a koştukları ortakları inkâr ederler. * Kıyamet
saatinin gelip çattığı gün varya, o gün (inananlarla inanmayanlar)
ayrılırlar. (30/12, 13, 14)
* Ey Peygamber!
İnsanları, azabın geleceği gün ile korkut. O gün, zalimler şöyle
diyecekler: "Ey Rabbimiz! Bizi yakın bir zamana kadar ertele de
senin davetine uyalım ve peygamberlere tâbi olalım." Onlara: "Daha
önce ahirete intikal etmeyeceğinize dair yemin etmemiş miydiniz?"
denilir. (14/42, 43, 44, 45)
* Çünkü onlara
peygamberleri, delillerle geldikleri zaman, kendilerinde bulunan
ilme güvendiler de o alay ettikleri şey onları kuşatıverdi. * O
zaman hışmımızı gördüklerinde: "Allah'ın birliğine inandık ve O'na
şirk koştuğumuz şeyleri inkâr ettik" dediler. * Ama hışmımızı
gördükleri zamanki imanları kendilerine fayda verecek değildi.
Allah'ın, kulları hakkındaki geçen gelen kanunu budur. İşte kâfirler
bu noktada hüsrana düştüler. (40/83,
84, 85) Ve bu kadar uyarıldıktan sonra hâlâ
kendi hayaline veya nefsinin uydurduğu yalanlara inanmaya devam ediyorsan, bu hayal kıyamet gibi sükut
edecektir inan bana... desem anlatabilir miyim derdimi? *
Onlar ki, beni hatırlatan âyetlerimden gözleri
bir örtü içindeydi. İşitmeye de tahammül edemiyorlardı.
(18/101) Hayallerimizin bozulmasına izin
vermemek için her türlü gayrı meşru yola hiç çekinmeden sapabiliriz. Asırlar boyunca
evrensel hakikatleri tüm
çıplaklığı ile anlatan Rasulleri ve Hakk'kı söyleyenleri
işitmek hoşumuza gitmediği için
nefsimize uyup yalanlamadık mı?.
*
Andolsun ki, onlara içlerinden bir rasuller geldi de onu
yalanladılar. Bunun üzerine zulüm yaparlarken azab da onları
yakalayıverdi. (16/113) *
Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar düşünüp
hakikati anlamazlar. (52/36)
Duygusal davranıp
olanı biteni inkar ederek sonuçlarını yaşamaktan kaçmaya çalışmadık
mı, kaçamayacağımız halde?..
*
İşte o gün insan, "kaçacak yer neresi?" der. *
Hayır, hayır, yok bir siper. (75/10, 11) Fakat düşünün ki yalanlayarak inkar
edip dışladığımız o kişiler kurmadı bu düzeni... Onlar yazmadı bu
düzeni açıklayan Kitabı..
* Ey Muhammed!
De ki: "Yemin olsun, eğer insanlar ve cinler bu Kur'ân'ın benzerini
getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine yardımcı olsalar bile,
yine onun bir benzerini meydana getiremeyeceklerdir."
(17/88)
Bize gerçekleri
anlatanlara sırf anlattıkları gerçekler hoşumuza gitmediği için
eziyet etmekle elimize ne geçti? Hiç bir şey geçmedi, geçmeyecek
de.. İster çarmıha gerelim, ister taşlayalım, ister kınayalım ve
yalanlayalım. Bu yaşanacak gerçekleri değiştirmeyecek çünkü... Onlar
kulluklarını yaşayıp geçti dünyadan... Çektiktikleri sıkıntıları ise
rablerine yakınlaştırıcı sıkıntı bildiler belki de.. ama
aldırmadıklarından eminim.
* Rableri
onlara şu karşılığı verdi: "Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden,
hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler
birbirinizdensiniz. Göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda
eziyet edilenler, savaşanlar ve öldürülenler... Onların günahlarını
elbette örteceğim ve Allah katından bir mükafat olmak üzere, onları
altından ırmaklar akan cennetlere de koyacağım. En güzel mükafat
Allah katındadır". (3/195) Bu sitede
evrensel gerçeklerle ilgili kimseye hiç bir şeyi anlatmadım aslında... Benden çok daha
detaylı anlatanların nasıl inkar edildiğini gördüm çünkü.. O sebeple
biliyorum
ki anlatsam da inkar edecek bir çokları.. Yada samimi olanlar da
anlattıklarımı değil, anlayabildiklerini veya anlamak istediklerini
anlayacaklar.. Bu sebeple suya sabuna
dokunmadan bazı şeyler yazdım, yarın veya bugün
paylaşmadığımın hesabı sorulmasın diye... Çünkü çaresizim... ve beni ancak çaresizler
anlar... Eğer keşfedebildiğim
gerçekleri tüm çıplaklığı ile yazmaya kalkışsam mutlaka inkar
edilirdi. Çünkü ben de bir zamanlar bir inkârcıydım. Hayalimdeki
duygusal ve merhametli Tanrıya inanıyordum. "Genelde iyi bir
insanım, bilmeden günaha girsem de nasıl olsa affedilirim" diyordum. Bugün
olmasa bile bir gün kendi anlayışıma göre bir eşitliğin ve adaletin
geleceğine inanıyordum. Bir çok iyilik yaptım, bunlar boşa mı gidecek,
bunların yüzsuyu hürmetine rabbim affeder diyordum. Bu hayallerimi yıkmaya kalkanı anasından doğduğuna pişman
ediyordum adeta... Belki de en günahkârınızdan daha günahkardım,
nefsime uymak ve zulmetmek bakımından. Ama bir gün Allah'ın lutfu ve
merhameti eriştiğinde idrak ettim, ki Allah hayalimdeki gibi bir
Tanrı değildir. Ben ve hattâ tüm evren O'nun
indinde bir hiçtir. "İyi bir insanım, nasıl olsa
affedilirim" diye düşünürken, affedilmenin hiç de
öyle kolay bir şey olmadığını anladım. Anladım ki "affetmeyen
affedilmezmiş." Bunun için kişinin hayatıyla, Allah takdiri
olan kaderiyle barışması
gerekmiş meğer.. Varlık alemini külliyen hoşgörüp, hayatımın her karesine
razı olmadan kolay kolay
affedilemeyeceğimi anladığım gün, suçu hayalimdeki, dışımdaki, ötede
berimdeki bir Tanrıya(!) atmaktan vazgeçtim. Neden affedemediğimi düşününce
asıl suçlunun nefsim olduğunu gördüm.
*
"(Ey Rasûlüm!) Nefsânî arzularını kendisine ilâh edinen kimseyi
gördün mü? Artık ona sen mi vekîl olacaksın? (25/43)
Rasûlullah sallâllâhu
aleyhi ve sellem: Anladım ki en büyük
günahkar birim nefstir, her günahın arkasında nefis şeytanı
yatar..
*
Ey insanlar! Haberiniz olsun ki, Allah'ın
vaadi muhakkak haktır. Sakın bu dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın
o aldatıcı şeytan sizi, Allah hakkında da aldatmasın.
(35/5)
Yine farkettim ki, yarın en çetin hesabı da nefsim, kendi
hakikatine verecektir. Ötede beride hayal ettiğim bir tanrıya
değil..
*
"..Bugün hesap
görücü olarak sana nefsin yeter!" deriz.
(17/14)
Keşke Allah zannedildiği gibi beşeri duyguları
olan bir ilâh olsaydı da tanrısına yaranmaya çalışan
putperestler gibi bin takla
atsaydım önünde, çünkü böylesi onu ikna etmek açısından daha kolay
olurdu belki.. Ama öyle bir Tanrı hiç varolmamış ve
varolmayacakmış meğer... Allah ise benim tüm zanlarımdan
beriymiş..
*.. Allah'a
karşı, cahiliyet zannı gibi, hakka aykırı bir zan besliyorlar...
(3/154)
Anladım ki, nefsimin hakikatine vereceğim o
hesabı o güne bırakmaktansa bugünden vermek en emin yoldur.
Hz.
Rasulullah (s.a.v):
Sonra
gördüm ki, tek bir tevbe ile tüm günahlarım bağışlanabilirmiş, o
tevbe nefsim içinse eğer.. Yine anladım ki, nefsiyle yaşayıp,
nefsiyle ölenin cennete girmesi çok zordur. Hele de bu gerçeklere
iman etmeden ölenin hiç şansı yoktur.
*
De ki: "Göklerde ve yerde olup bitenlere
dikkatle bakın!" Fakat o uyarmalar ve o âyetler, iman etmeyen bir
kavme fayda vermez ki! (10/101) *
Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
(40/17) Üstelik cezamın ertelenmesi,
günahımı arttırmaktan başka bir işe yaramazmış.. Cezamı anında,
dünyada yaşarken aldığıma sevinmem gerekmiş meğer...
* İnkar
edenler, kendilerine mühlet vermemizin, şahısları için hayırlı
olduğunu sanmasınlar. Biz onlara bu mühleti, ancak günahlarını
artırsınlar diye veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.
(3/178) *
Bu sözü yalanlayanı bana bırak. Onları
bilmedikleri yönden derece derece azaba yaklaştıracağız. * Onlara
mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır.
(68/44, 45)
* Ey Peygamber!
Sakın zalimlerin yaptıklarından Allah'ın gâfil olduğunu sanma! Ancak
Allah, onların cezalarını, gözlerin dışa fırlayacağı güne erteler. *
O gün, başlarını dikerek koşacaklar, gözleri kendilerine bile
dönmeyecek ve gönülleri bomboş kalacaktır. (14/42, 43) Ve
kendime de hayrıma da iyilik namına hiç bir
fiilime de güvenmemeliymişim, o fiillerin bir hayrı yokmuş bana, onları nefsimle
yaptımsa eğer..
* Kendi nefislerini temize çıkaranları
görmüyor musun? Hayır! Ancak Allah, dilediğini temize çıkarır.
Onlara kıl kadar zulmedilmez. (4/49) *
De ki: Amelleri en çok boşa gidenleri size
bildirelim mi? * Onların dünya hayatında çalışmaları boşa gitmiştir.
Oysa onlar güzel işler yaptıklarını sanıyorlardı. * İşte onlar,
Rabblerinin âyetlerini ve O'nun huzuruna çıkacaklarını inkâr
etmişlerdir de bu yüzden iyilik altında yaptıkları bütün amelleri
boşa gitmiştir. Artık kıyamet günü onlar için hiçbir ölçü
tutturmayız. * İşte böyle, onların cezaları cehennemdir. Çünkü inkâr
etmişler ve benim âyetlerimi, peygamberlerimi alaya almışlardır.
(18/103, 104, 105, 106)
* Âyetlerimizi
ve ahiretteki karşılaşmayı inkâr edenlerin amelleri hepten boşa
gitmiştir. Çekecekleri ceza kendi yaptıklarından başkası mı
olacaktır? (7/147)
* İşte bu,
Allah'ın doğru yoludur. Kullarından dilediğini o doğru yola iletir.
Eğer onlar Allah'a ortak koşsalardı, yaptıkları bütün amelleri boşa
giderdi. (6/88)
Çünkü bildim
ki nefsini ilâh edinen de O'na ortak koşmuş sayılırmış...
* "(Ey
Rasûlüm!) Nefsânî arzularını kendisine ilâh edinen kimseyi gördün
mü? Artık ona sen mi vekîl olacaksın? (25/43)
* Her kim bu
dünyada (manen) kör ise ahirette de kördür. Ve gidişçe daha
şaşkındır. (17/72)
* "İnkâr
edenlere gelince, onlara dünyada da, ahirette de şiddetli bir
şekilde azab edeceğim, onların hiçbir yardımcıları da olmayacaktır".
(3/56) *
Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi bir
ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır. Onun başında
gayet katı, şiddetli, Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı
gelmeyen ve emredildikleri şeyi yapan melekler vardır.
(6/66)
"Âmentü billâhi vemelâiketihi ve kütübihi ve rüsülühi vel yevmil
âhiri ve bilkaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ vel ba'sü
ba'del mevti."
(Allah'a,
meleklerine, kitaplarına, rasullerine, ahiret gününe,
kadere, hayrın ve şerrin Allah'ın yaratması ile
olduğuna, öldükten sonra diriltileceğime inandım.)
Ve bunun cennetin en alt derecesine giriş kapısı olduğunu,
asıl failinin Allah olduğunu, her işte O'nun
takdirini göremeyenin kolay kolay cennete giremeyeceğini üzülerek
farkettim.
*
Hayır hayır, doğrusu onlar o gün
Rablerini görmekten mahrumdurlar. * Sonra onlar muhakkak cehenneme
girecekler. * Sonra da onlara: "İşte bu, yalanlayıp durduğunuz
şeydir" denilecek. (83/15, 16, 17)
Yarın ne hayaller kıyamet gibi sükut edecek kim bilir
diye hüzünlenip çok ağladım, çok üzüldüm; "rabbim bu idrak
ettirdiklerini sindirebilmek için göğsümü genişlet"
diye dua ederek.. Çünkü bunları sindirmek hiç kolay değil, beşeri
duygulardan tamamen sıyrılmak gerek..
Yine şunu yaşayarak anladım ki, benim çıkarlarıma endeksli beşeri
bir adalet hiç varolmamış ve olmayacakmış. Adalet evren
kurulduğundan beri varmış ve aksamadan bu adaletin hükmü yerine
geliyormuş. O adaletin ne olduğunu anlamadığımdan bekler dururmuşum
cahilce.. Oysa ne bana, ne de başkasına hiç bir haksızlık yapılmamış
meğer... *
Size hiçbir şekilde haksızlık yapılmaz.
(2/272)
* ...Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.
(18/49)
* ...Fakat aralarında adaletle hüküm verilir
ve hiçbirine zulüm yapılmaz. (54/10) Farkettiklerimin en
önemlisi de neydi biliyor musunuz? Bu acı gerçeklerle yaşarken
yüzleşip, ölmeden sükut-u hayale uğramamın en büyük ilâhi rahmet
olduğunu idrak etmemdi. Ve bundan başka bir rahmet, bereket ve merhamet beklememeyi
öğrendim. Çünkü O Rahman ve Rahim'dir. Rahmetini görmek için
nefs dağının yanıp erimesi gerek..
*
Size korku ve ümit içinde şimşeği gösteren ve
o yağmur yüklü bulutları meydana getiren O'dur. (18/12)
* Yine O'nun
âyetlerindendir ki, size hem korku ve hem de umut vermek için
şimşeği gösteriyor. Ve gökten bir su indiriyor da onunla yeryüzüne
ölümünden sonra hayat veriyor. Şüphesiz ki bunda aklını kullanacak
bir kavim için nice ibretler vardır. (30/24)
{?..bu yazıyı yazmadan önce
yukarıdaki iki ayet üzerinde çok çok düşündüm}
Ebu Hureyre'den rivayetle Rasûlullah
(s.a.v):
Ya Rabbi, bir zamanlar dünyevi üzüntüler içinde yardımını istediğim
ve tüm bu sorulara bir cevap aradığım gün verdiğin sessiz cevabın;
"Güneş'in yavaş yavaş doğuşu, kuşların kanat çırparak havalanması,
hafif bir rüzgarın bahçedeki papatyaları dalgalandırması, beyaz bir
bulutun güneşin önünden nazlı nazlı geçişi, Zeynep ablanın
balkondaki sardunyaları sulaması, köpekle kedinin hırlaşması,
terliğime giren cam kırığının ayağıma batması, duvardaki kertenkelenin
sineği 'cuk' diye yutması, postacının kredi kartı borç faturasını
burnuma uzatması olduğunu" nasıl anlatırım herkese?.. Anladım ne demek istediğini anlamasına
da... anlatmakta aciz ve çaresizim!
@angelic |