Çaresizim...

(Aşağıdaki yazıyı ilk yazdığımda Kur'ân'dan ayetlerle desteklememiştim. Tahmin edip beklediğim gibi yazdığım kadarı dahi kabul görmedi. Benim gibi bir cahili ciddiye almayanlar, ola ki Allah kelâmını ciddiye alır da bazı şeyleri farkedip, kendilerini kurtarmak için bir şeyler yaparlar mı acaba?" dedim ve yazıya hiç dokunmadan sadece gerekli yerlere gerekli Kur'ân ayetlerini ilâve ettim. Mutlaka ki "Her şeyin doğrusunu sadece Allah bilir!". Fakat bildiğimiz kadarını paylaşmak da Allah'ın emri. Açıkçası şu ayetler hayatım boyunca beni hep korkutmuştur: " ... Kendilerine bol rızık verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere vermiyorlar ki, onda eşit olsunlar. Durum böyle iken Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar? (16/71)" ve "Allah'ın, kendilerine lütfundan verdiği nimetlere karşı cimrilik edenler, bunun, kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır o, kendileri için şerdir. Cimrilik ettikleri şey, kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'a aittir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. (3/180)" Anladığım kadarıyla Hakk'kı söylemek için elimden geleni yaptım, Rabbim merhamet edip günahlarımızı bağışlasın.)

Şuraya bir şeyler yazmak için oturdum yine... Ama gözyaşlarına boğuldum. Çünkü anlatamayacağımı çok iyi biliyorum. Bir zamanlar anlatırım sanıyordum, ama artık biliyorum ki acizim, yetersizim, çaresizim.. O kadar zor ki hakikatlere dair her şeyi tüm çıplaklığı ile anlatmak...... Nasıl anlatırım, nasıl kurulan tüm hayalleri ve ümitleri yok ederim? Anlatsam da kimler kavrayabilir veya kabul edebilir bilmiyorum. Belki inkar edilecek, kabul edilmeyecek. Zaten gerçekler daha açık kelimelerle nasıl izah edilir, onu da bilmiyorum?. Bu sebeple kelimeler zihnimde donup kalıyor. Sokaklarda, caddelerde olan bitenden habersiz dolaşan insanları "Uyanın artık ne olur!" diye sarsmak geliyor içimden, ama bu şekilde uyanamayacaklarını biliyorum. Çünkü bu uyku da takdiri ilâhi! Biliyorum ki hidayet Allah'tandır, kimse kimseye hidayet edemez.

* Sen sevdiğini hidayete eriştiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir. (28/56)..

Ve hiç kimse kitap okuyarak veya internet sitesi okuyarak Allah'ın yarattığı sistemi kavrayamaz, tâ ki bazı şeyleri Allah'ın lutfu ve merhametiyle bizzat yaşayarak, hissederek idrak etmedikçe.. Nefs dağı çıra gibi yanmadıkça hayaller sükût etmiyor, zihindeki perdeler kalkmıyor. Tüm bilgiler ezber ve taklit düzeyinde kalıyor. Gerçi kimler böylesi bir yanmaya talip, onu da bilmiyorum?.. İşte tüm bunları düşündüğüm için hepimiz adına çok üzülüyorum ve boşa emek olabileceğini bildiğim halde bir kez daha denemek istiyorum....

* Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü, hatırlatmak müminlere fayda verir. (51/55)

Allah'ın yarattığı sistemin sırlarını çözmek, bu sistem içinde ne yapacağınızı bilerek bilinçli yaşamak ve nihayet üzülmeyecek sonuçlar almak istiyorsanız çevrenize bakın, hayatı gözlemleyin.

* Allah size âyetlerini gösteriyor. Şimdi Allah'ın âyetlerinin hangisini inkâr edersiniz? (81/40)

Her şey gözlerimizin önünde açık seçik yaşanıyor. Olandan başka yasalar ve başka bir düzen aramayınız. Ötede bir yerlerde aranacak hakikat yok.. Her şey burada açık seçik, ayan beyan... Kur'ân'da evrensel düzen açıklanırken bir takım olmuş olayların misal verilmesinin sebebi, evrensel sistemin her an yaşanıp duranlardan hiç farklı olmadığındandır. Olan her fiil, O'nun mânâlarının zuhuruyla alakalı... Ötelerde bir yerde geçerli olacak bir düzen ve adalet aramayınız. Bu ümitle dünyadan göçüp gitmeyiniz. Adalet şu an gördüğünüzden başkası değildir.

* De ki, yeryüzünde bir gezin de bakın, bundan öncekilerin sonu nasıl olmuş! Onların pek çoğu müşrik idiler. (30/42)

* Andolsun ki, biz insanlar için bu Kur'ân'da her türlü meselden örnekler getirdik. Yemin ederim ki, sen onlara başka bir âyet de getirsen o kâfirler yine: "Siz yalancılardan (uydurduğunuz sözü Allah'a nispet edenlerden) başkası değilsiniz." diyeceklerdir. * İşte bilmeyenlerin kalblerini Allah böyle mühürler.
(30/58, 59)

* Yemin ederim ki, bu Kur'ân'da insanlar için her türlüsünden temsil getirdik. Gerek ki iyi düşünsünler. (39/27)

* Ve her ümmetin âyetlerimizi yalan sayanlarından bir cemaati toplayacağımız gün, artık onlar bir arada tutulup (hesap yerine) sevkedilirler. * Nihayet (oraya) geldikleri vakit Allah buyurur: "Siz benim âyetlerimi, ne olduğunu kavramadan yalan saydınız öyle mi? Yoksa yaptığınız başka neydi?" * Yaptıkları haksızlıktan dolayı, o söz gerçekleşmiştir; artık onlar konuşamazlar. (27/83, 84, 85)

* "Ve Kur'ân'ı okumam emredildi." Artık kim doğru yola gelirse, yalnız kendisi için gelmiş olur; kim de saparsa ona de ki: "Ben sadece uyarıcılardanım." * Ve şöyle de: Hamd, Allah'a mahsustur. O, âyetlerini size gösterecek, siz de onları görüp tanıyacaksınız. Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
(27/92, 93)

Dünyaya bakınız, bir kere daha dönüp bakınız ve bir kere daha, bir kere daha.....

* Daha yeryüzünde gezip de bir bakmazlar mı? Kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuş? Onlar kendilerinden hem daha çok, hem de kuvvetçe ve yeryüzündeki eserlerinin sağlamlığı bakımından daha çetindiler. Öyle iken o kazandıkları şeyler, kendilerini kurtaramadı. (40/82)

Neler olup bittiğini anlamaya çalışınız. Afrika'daki milyonlarca aça ve Avrupa'daki toklara bakınız. Neden bizim anlayışımıza göre bir dengesizlik ve eşitsizliğin sürüp gittiğini anlamaya çalışınız. Buna binlerce beşeri düşünsel kılıf uydurulsa da gerçek değişmeyecek...

* Zulüm yapmış olan herkes, azabı görünce yeryüzündeki her şeyin sahibi olsa da, (o azaptan kurtulmak için) hepsini feda ederdi. Ve içten içe pişmanlık duyardı. Fakat aralarında adaletle hüküm verilir ve hiçbirine zulüm yapılmaz. (54/10) {altı çizili yere dikkat edin, ölüm ötesindeki bir olaydan söz edilmiyor, aksine yaşarken de kimseye adaletsizlik yapılmadığından söz ediliyor. Buna göre eşitlik ve adaleti yeryüzünde olup biteni değerlendirin}

Basiretinizi açıp da bakın hele bir! Bir depremle, bir sel ile veya bir teröristin attığı bomba ile yüzlerce ananın evladı ölüp gitti de sonraki sabah Güneş büyük bir azametle yine de nasıl doğdu? Onca ana yas tutup gözlerinin feri sönmüşken, neden Güneş'in rabbi yas tutmadı hiç düşündünüz mü? Mademki Tanrımız bizimle ağlayıp, bizimle gülüyor, madem ki bizim beşeri duygularımıza aldırıyor, madem ki bizimle aynı beşeri merhamete sahip, madem ki bizim gibi düşünüyor, o halde biz günlerce yas tutmuşken ve neredeyse dünyamız kararmışken, neden bir gün bile yas tutmadı Güneş'in rabbi? Bir güncük Güneş doğmasaydı ya? Bugün böyle bir şey mümkün değilse, yarın da bunlar mümkün olamayacak ve çark size özel durdurulmadan işleyecektir, duygularınıza hiç aldırmaksızın.. Bugün ne kadar merhamet görüyorsanız yarın da aynısıdır. Allah'ın merhameti nasıl bir şey ki sadece ahirette açığa çıksın? Burada çıkmayan merhameti orada mı bekleyeceğiz? Bu nasıl bir hayal?

* Allah, iman edenleri, dünya hayatında da, ahirette de sağlam bir söz üzerinde tutar; zalimleri de saptırır ve Allah, dilediğini yapar. (14/27)

Bugün o merhamete nail olduysan, yarın da olacaksın demektir. Bu konuyu maddi olarak almayın. Madde ile ölçmeyin merhameti.. Allah maddeye değer vermez. O'nun indinde bunların hiç değeri yoktur.

* Daha nice altın ziynetler verirdik. Çünkü bunların bizce hiçbir kıymeti yoktur. Bütün bunlar dünya hayatının geçici menfaatinden başka bir şey değildir. (43/35 )

* Onların malları da, evlatları da sakın seni imrendirmesin. Bu olsa olsa, Allah'ın onları dünya hayatında bu gibi şeylerle azaba uğratmasından ve canlarının kâfir olarak çıkmasını murat etmiş olmasından başka birşey değildir. (9/55)

O zaman bu merhametin ne olduğunu ve o merhamete nasıl nail olunacağını anlamaya çalışmak gerekmez mi? Bir şeyleri yanlış anladığımızı göremiyor musunuz?

Düşünün biraz! Diri diri toprağa gömülen kız çocuğu hangi günahtan ötürü gömüldü? Neden gömülürken müdahale edilmedi? Allah'ın düzeninde bunun bir karşılığı, yani cezası yok mu? Elbette var!. Ama bunu yapanın göreceği ceza, o kız çocuğunu geri getirecek mi? Olaya o küçük kızın açısından baktınız mı hiç? Bugün o masumun gömülmesine engel olmayan ilâhi düzen, yarın senin yanmana engel olacak mı? Bunun için o masum kız çocuğuna verilmeyen bir garantin var mı?

* Görmedin mi, göklerdeki kimseler, yerdeki kimseler, güneş, ay ve yıldızlar, dağlar, ağaçlar, bütün hayvanlar ve insanlardan birçoğu hep Allah'a secde ediyor. Birçoğunun üzerine de azab hak olmuştur. Allah kimi hor ve hakir kılarsa artık ona ikram edecek yoktur. Şüphesiz Allah dilediği şeyi yapar. (22/18)

Tüm bu sorulara bir cevabın var mı? Yok mu? Acilen bir cevap bulmak zorundasın, yoksa sonrası için kurduğun hayallerine veda etmeye hazırlanmalısın..

İnsanlığa en büyük merhamet Hz. Muhammed ve Kur'ân idi. Bundan sonra beklediğiniz gibi bir merhamet olmayacak..! Ne olur anlayın! Ne olur bunu görün!

* Allah ve Rasulüne itaat edin ki, size de merhamet edilsin. (3/132)

* Ey insanlar! Size Rabbinizden bir delil (Muhammed) geldi ve size apaçık bir nur indirdik. * Allah'a inanıp O'na sımsıkı sarılanları (Allah), kendisinden bir rahmet ve lutfa sokacak ve kendisine varan dosdoğru yola iletecektir. (4/174, 175)

* De ki; ey insanlar! Ben sizin hepinize Allah'ın resulüyüm. O Allah ki, göklerin ve yerin bütün mülkü O'nundur. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Öldüren de, dirilten de O'dur. Bundan dolayı gelin, Allah'a ve resulüne iman edin. Allah'a ve Allah'ın bütün kelâmlarına iman etmiş bulunan o ümmî peygambere, evet ona uyun ki, hidayete erebilesiniz. (7/158)

* Ey Muhammed! De ki: "Onu, göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, merhamet edendir." (25/6)

* Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüller derdine bir şifa, müminlere bir hidayet ve rahmet geldi. (10/57)

* Gerçekten onlara, bilgiye göre açıkladığımız, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olan bir Kitap getirdik. (75/52)

* Bu Kur'ân uydurulmuş herhangi bir söz değildir. Lâkin kendisinden önce gelen kitapların tasdiki her şeyin ayrıntılarıyla açıklayıcısı ve iman edecek bir kavim için hidayet ve rahmettir. (13/111)

* (Ey Resulüm!) Biz, sana bu kitabı (Kur'ânı) sırf hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklaman için ve iman edecek topluma bir hidayet, bir rahmet olsun diye indirdik. (16/64)

* O gün zalim kimse ellerini ısıracak: "Eyvah!" diyecek, "keşke rasullerin yanında bir yol tutsaydım!" (25/27)

* Öyleyse sen, sana vahyedilen Kur'an'a sarıl. Şüphesiz ki sen doğru bir yol üzerindesin. * Doğrusu o Kur'an, senin için de, kavmin için de bir öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz. (43/43, 44)

Eğer bugün bu merhameti teptiysek, anlamak için gayret göstermediysek, yarın ne bekleyeceğiz?! O gün başlangıcın değil, sonuçların yaşandığı gündür. Sahip olduğumuz her şeyi versek de kabul edilmez, çünkü iş işten geçmiştir. Artık orada bir şans daha verilmez!

* Bütün yeryüzündekiler ve bir o kadarı daha inkâr edenlerin olsa, bunlar kıyamet gününün azabından kurtulmak için hepsini fidye olarak verseler yine onlardan kabul edilmez. Onlar için can yakıcı bir azap vardır. (5/36)

* Ve öyle bir günden sakının ki, o gün kimse, kimsenin yerine bir şey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez ve ona şefaat de fayda vermez, hiçbir taraftan yardım da görmezler. (2/123)

Ah keşke size bugünden başka bir şansınız olabileceğini söyleyebilseydim. Keşke sizi avutacak bir yalan bulabilseydim. Bugün hiç bir şey yapmadığınız halde ölüm ötesinde belki de affedilebileceğinizi söyleyebilseydim.

* O gün zalimlere özür dilemeleri fayda vermez. Onlara lanet vardır, onlara yurdun kötüsü (cehennem) vardır. (40/58)

* Ey insanlar! Rabbinizden sakının ve bir günden korkun ki, baba çocuğuna hiçbir fayda veremez. Çocuk da babasına hiçbir şeyle fayda sağlayacak değildir. Şüphesiz Allah'ın vaadi gerçektir. O halde dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o çok aldatıcı şeytan sizi Allah'ın affına güvendirerek aldatmasın. (31/33)

* Hayır hayır, yer birbiri ardınca sarsılıp dümdüz olduğu zaman, * Rabbinin emri gelip melekler sıra sıra dizildiği zaman, * Ki cehennem de o gün getirilmiştir. İşte o gün insan anlar. Fakat bu anlamanın ona ne yararı var? * "Keşke hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim." der. * Artık o gün Allah'ın edeceği azabı kimse edemez. * Onun vuracağı bağı kimse vuramaz. (89/21, 22, 23, 24, 25, 26)

* O gün kâfirlere şöyle denilir; "Siz, dünyada bugüne kavuşmayı nasıl unuttuysanız, biz de bugün sizi öylece unutacağız. Yeriniz ateştir ve sizin için yardımcılardan bir kimse de yoktur." (45/34)

* Onlara: "Bugün pişmanlık duymanız size hiçbir fayda sağlamayacaktır. Çünkü siz zulmettiniz. Şimdi de hepiniz azapta ortaksınız." denir. (43/41)

* Onlardan öncekiler de yalanladılar da kendilerine, hatırlarına gelmez yönden azab geliverdi. * Allah, onlara dünya hayatında zilleti tattırdı. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi! (39/25, 26)

* Ey inananlar, Allah'tan korkun ve kişi, yarın için ne (yapıp) gönderdiğine baksın. Allah'tan korkun; çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. * Allah'ı unutup da Allah'ın da kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın onlar, yoldan çıkan kimselerdir. (59/18, 19)

Affedilme şansının sadece dünyada olduğunu, ahirette ve hatta ölüme yaklaşıldığında dahi af dilemenin bir faydası olmadığını; bu sebeple O'nun kuluna merhametin dünya yaşamında başladığını, dünyada bu merhamete nail olmayanın ahirette de bir şey beklemesinin yersiz olduğunu anlatabilseydim.

* Ama Rabbinin (azab) işaretlerinin geldiği gün, daha önce iman etmemiş, yahut imanında bir hayır kazanmamış kimseye, artık inanması bir fayda sağlamaz. De ki: "Bekleyin; biz de beklemekteyiz." (6/158)

Ve herkesi ve her şeyi, yani tüm alemi affetmeyi ahlak edinmeyenin de kolayca günahlarının affedilebileceğini söyleyebilseydim.

* O (Allah'tan hakkıyla korka)nlar, bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar, insanları affederler. Allah iyilik edenleri sever. (3/134)

İşte bu sebeple en büyük günahın nefs olduğunu açıklayabilseydim.

* "(Ey Rasûlüm!) Nefsânî arzularını kendisine ilâh edinen kimseyi gördün mü? Artık ona sen mi vekîl olacaksın? (25/43)

* Ve onlar çirkin bir günah işledikleri, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah'ı hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Allah'tan başka günahları kim bağışlayabilir? Bir de onlar, bile bile, işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmezler. (3/135)

Mümkün olaydı da olmuş bitmişi yaşadığımızı, bu sebeple kaçırdığınız hiç bir şeyi yakalamanız için geri sarma işlemi yapılamayacağını anlatabilseydim..

* Ve eğer bunlardan bir kısmının göreceği azabı belli bir süreye kadar erteleyecek olursak, o zaman da "onu engelleyen nedir ki?" diyecekler. İyi bilin ki, o azap onlara geldiği gün kendilerinden geri çevrilecek değildir. Ve o alay ettikleri şey kendilerini kuşatmış olacaktır. (11/8)

* Allah'tan geri çevrilmesine hiçbir çare olmayan bir gün gelmeden önce yüzünü dosdoğru, sabit dine çevir. O gün (gelince) insanlar birbirlerinden ayrılırlar.
(30/43)

* Suçlular topluluğundan bizim azabımız geri çevrilemez.
(12/110)

* Doğrusu bu azap onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşırtacaktır. Artık ne geri çevrilmesine güçleri yetecek, ne de kendilerine mühlet verilecektir.
(21/40)

* Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında, "Rabbim, der, lütfen beni (dünyaya) geri gönder," * "Ta ki, boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım." Hayır! Onun söylediği bu söz (boş) laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardır.
(23/99, 100)

* (Bunun üzerine ötekilere hitaben şöyle denilir.) İşte (taptıklarınız) sizi söylediklerinizde yalancı çıkardılar. Artık ne (azabınızı) geri çevirebilir, ne de bir yardıma çare bulabilirsiniz ve içinizden kim zulmederse, ona büyük bir azab tattıracağız.
(25/19)

* De ki: "Size vekil kılınmış olan ölüm meleği canınızı alacak, sonra döndürülüp Rabbinize götürüleceksiniz." * Ey Muhammed! Günahkârların, Rablerinin huzurunda başları öne eğilmiş olarak: "Ey Rabbimiz! Gördük ve dinledik, şimdi bizi geri çevir de salih bir amel işleyelim, çünkü biz artık kesin bir şekilde inanıyoruz." derlerken bir görsen! * Eğer biz dilemiş olsaydık her nefse hidâyetini verirdik. Fakat benden: "Bütün insanlar ve cinlerden cehennemi elbette dolduracağım." sözü hak olmuştur. * "O halde bu gününüzle karşılaşmayı unuttuğunuzdan dolayı tadın azabı! İşte biz de sizi unuttuk. Yapmakta olduğunuz işler yüzünden tadın ebedî azabı!"
(32/11, 12, 13, 14)

* Allah tarafından, geri çevrilemeyecek kıyamet günü gelmeden önce, Rabbinizin davetine uyun, çünkü o gün, sizin için sığınacak bir yer yoktur ve siz inkâr da edemezsiniz.
(42/47)

* Eğer seni yalanladılarsa, de ki: "Rabbiniz geniş rahmet sahibidir. Bununla beraber O'nun azabı da suçlu toplumdan geri çevrilmez."
(6/147)

Bir önceki yazımda uçak üreten fabrika örneğini verdim size.. (bkz) Bu bölümde takılacak tekeri geri çevirdiysen, uçuş denemesi aşamasında "tekersiz olmuyormuş, teker de istiyorum" desen de faydası yok.. O bir önceki aşama idi ve geçti. Artık sen tekersiz bir uçaksın ve düşmeye makumsun.. Geri dönüşü yok ve bunda hiç kimsenin suçu yok senden başka.. Ağlasan, bağırsan, yalvarsan da kimse sana uçarken yardım edemez.

* Vay haline o gün yalanlayanların! * Ki onlar, daldıkları bir batak (bâtıl)da oynayıp duruyorlar. * O gün onlar cehennem ateşine itilip kakılacaklar. * (Onlara): "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur" (denilecek). * "Bu da mı bir sihir? Yoksa siz görmüyor musunuz? * Girin oraya, ister sabredin ister etmeyin artık sizin için birdir. Siz hep yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız" (denilecek). (52/11, 12, 13, 14, 15, 16)

Seni oradan alıp fabrikanın bir önceki bölümüne geri götürmezler. Sistemi anlayıp görün artık! Neden uyarıldınız asırlarca? Geri dönüşü olmadığını söylemek içindi..

* Onlar ki, dinlerini bir eğlence ve oyun yerine koydular ve dünya hayatı kendilerini aldattı. Onlar, bugüne kavuşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi nasıl inkâr ettilerse, biz de bugün onları öyle unuturuz. * Gerçekten onlara, bilgiye göre açıkladığımız, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olan bir Kitap getirdik. * İlle onun te'vilini mi gözetiyorlar? Onun te'vili geldiği (verdiği haberler ortaya çıktığı) gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: "Doğrusu Rabbimizin elçileri gerçeği getirmiş. Şimdi bizim şefaatçilerimiz var mı ki bize şefaat etsinler, yahut tekrar geri döndürülmemiz mümkün mü ki eski yaptıklarımızdan başkasını yapalım?" Onlar, kendilerini zarara soktular ve uydurdukları şeyler kendilerinden saptı, kaybolup gitti. (7/51, 52, 53)

* Artık o gün zulmedenlere mazeretleri fayda vermeyecektir. Onların dertlerinin çaresine de bakılmayacaktır.
(30/57)

* O gün hiçbir tedbirlerinin kendilerine zerre kadar faydası olmayacak ve hiçbir şekilde yardım da görmeyeceklerdir. * Şüphesiz o zulmedenlere ondan başka da azab vardır. Fakat çokları bilmezler. (52/46, 47)

* Ama Rabbinin (azab) işaretlerinin geldiği gün, daha önce iman etmemiş, yahut imanında bir hayır kazanmamış kimseye, artık inanması bir fayda sağlamaz. De ki: "Bekleyin; biz de beklemekteyiz."
(6/158)

* O gün bütün sırlar yoklanıp, meydana çıkarılır. * İnsanın o gün ne bir gücü vardır, ne de bir yardımcısı. (86/9, 10)

* Bugün, konuşamıyacakları gündür. * Kendilerine izin de verilmez ki, özür beyan etsinler. * O gün yalanlayanların vay haline!
(77/35, 36, 37)

* Ki cehennem de o gün getirilmiştir. İşte o gün insan anlar. Fakat bu anlamanın ona ne yararı var? * "Keşke hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim." der. * Artık o gün Allah'ın edeceği azabı kimse edemez.
(89/23, 24, 25)

* Suçluların durumunu. * "Nedir sizi Sekar'a sokan?" diye. * Suçlular der ki: "Biz namaz kılanlardan değildik." * "Yoksula da yedirmezdik." * "Boş şeylere dalanlarla dalar giderdik." * "Ceza gününü yalanlardık." * "Nihayet bize ölüm gelip çattı." * Artık onlara şefaatçilerin şefaatı fayda vermez. * Şimdi o Kur'ân'dan yüz çevirirlerken ne mazeretleri var? (74/41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49)

Ümit de dünyada imiş, korkunun faydası da...

* Kıyamet saatinin gelip çattığı gün suçlular, her ümidi keserler. * Allah'a ortak koştuklarından, kendilerine şefaat edecekler de bulunmaz. Onlar, o zaman Allah'a koştukları ortakları inkâr ederler. * Kıyamet saatinin gelip çattığı gün varya, o gün (inananlarla inanmayanlar) ayrılırlar. (30/12, 13, 14)

* Ey Peygamber! İnsanları, azabın geleceği gün ile korkut. O gün, zalimler şöyle diyecekler: "Ey Rabbimiz! Bizi yakın bir zamana kadar ertele de senin davetine uyalım ve peygamberlere tâbi olalım." Onlara: "Daha önce ahirete intikal etmeyeceğinize dair yemin etmemiş miydiniz?" denilir. (14/42, 43, 44, 45)

* Çünkü onlara peygamberleri, delillerle geldikleri zaman, kendilerinde bulunan ilme güvendiler de o alay ettikleri şey onları kuşatıverdi. * O zaman hışmımızı gördüklerinde: "Allah'ın birliğine inandık ve O'na şirk koştuğumuz şeyleri inkâr ettik" dediler. * Ama hışmımızı gördükleri zamanki imanları kendilerine fayda verecek değildi. Allah'ın, kulları hakkındaki geçen gelen kanunu budur. İşte kâfirler bu noktada hüsrana düştüler. (40/83, 84, 85)

Ve bu kadar uyarıldıktan sonra hâlâ kendi hayaline veya nefsinin uydurduğu yalanlara inanmaya devam ediyorsan, bu hayal kıyamet gibi sükut edecektir inan bana... desem anlatabilir miyim derdimi?

Çaresizim....

Çünkü biliyorum, ki biz insanlar gerçeği duymamak için ellerimizi kulaklarımıza bastırıp "lay lay lom" diye avazımız çıktığı kadar bağırmayı tercih ederiz.

* Onlar ki, beni hatırlatan âyetlerimden gözleri bir örtü içindeydi. İşitmeye de tahammül edemiyorlardı. (18/101)

Hayallerimizin bozulmasına izin vermemek için her türlü gayrı meşru yola hiç çekinmeden sapabiliriz. Asırlar boyunca evrensel hakikatleri tüm çıplaklığı ile anlatan Rasulleri ve Hakk'kı söyleyenleri işitmek hoşumuza gitmediği için nefsimize uyup yalanlamadık mı?.

* Andolsun ki, onlara içlerinden bir rasuller geldi de onu yalanladılar. Bunun üzerine zulüm yaparlarken azab da onları yakalayıverdi. (16/113)

* Sonra biz peyderpey rasullerimizi gönderdik. Herhangi bir ümmete rasullerinin geldiği her defasında, onlar bu rasulleri yalanladılar; biz de onları birbiri ardından (yokluğa) yuvarladık ve onları efsâne yaptık. Artık iman etmeyen kavmin canı cehenneme!
(23/44)

* Hepsi de gönderilen rasulleri yalanladılar da azabım böyle hak oldu.
(38/14)

* Tıpkı Firavun'un izinden gidenlerle onlardan öncekilerin gidişi gibi, Rabblerinin âyetlerini yalanladılar. Biz de onları günahları yüzünden helâk ettik.
(8/54)

* Onlardan öncekiler de yalanladılar da kendilerine, hatırlarına gelmez yönden azab geliverdi. * Allah, onlara dünya hayatında zilleti tattırdı. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!
(39/25, 26)


Çevremize beşer gözüyle bakıp, evreni beşer aklıyla kavramaya çalışmadık mı? Tanrımızla ilgili hayallerimiz sükut etmeden Allah'ın düzenini anlayamayacağımızı anlamamakta israr etmedik mi?

* Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar düşünüp hakikati anlamazlar. (52/36)

* Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, fakat onunla gerçeği anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar da gafillerin ta kendileridir.
(7/179)

Duygusal davranıp olanı biteni inkar ederek sonuçlarını yaşamaktan kaçmaya çalışmadık mı, kaçamayacağımız halde?..

* İşte o gün insan, "kaçacak yer neresi?" der. * Hayır, hayır, yok bir siper. (75/10, 11)

Fakat düşünün ki yalanlayarak inkar edip dışladığımız o kişiler kurmadı bu düzeni... Onlar yazmadı bu düzeni açıklayan Kitabı..

* Ey Muhammed! De ki: "Yemin olsun, eğer insanlar ve cinler bu Kur'ân'ın benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine yardımcı olsalar bile, yine onun bir benzerini meydana getiremeyeceklerdir." (17/88)

Bize gerçekleri anlatanlara sırf anlattıkları gerçekler hoşumuza gitmediği için eziyet etmekle elimize ne geçti? Hiç bir şey geçmedi, geçmeyecek de.. İster çarmıha gerelim, ister taşlayalım, ister kınayalım ve yalanlayalım. Bu yaşanacak gerçekleri değiştirmeyecek çünkü... Onlar kulluklarını yaşayıp geçti dünyadan... Çektiktikleri sıkıntıları ise rablerine yakınlaştırıcı sıkıntı bildiler belki de.. ama aldırmadıklarından eminim.

* Rableri onlara şu karşılığı verdi: "Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden, hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet edilenler, savaşanlar ve öldürülenler... Onların günahlarını elbette örteceğim ve Allah katından bir mükafat olmak üzere, onları altından ırmaklar akan cennetlere de koyacağım. En güzel mükafat Allah katındadır". (3/195)

* Şüphesiz ki Allah'a ve Resulü'ne eziyet verenlere Allah hem dünyada, hem ahirette lânet etmiştir. Onlara aşağılayıcı bir azab hazırlamıştır. * Mümin erkeklere ve mümin kadınlara yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler de bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir.
(33/57, 58)

* Ey iman edenler: Sizler Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın. Eziyet ettiler de Allah onu, onların söylediklerinden temize çıkardı. O, Allah yanında mevki sahibi idi.
(33/69)

* Muhakkak siz, mallarınız ve canlarınız hususunda imtihan olunacaksınız. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah'a ortak koşanlardan size eziyet verici bir çok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah'dan gereği gibi korkarsanız, şüphesiz işte bu azmi gerektiren işlerdendir. * Bir zaman Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemiyeceksiniz." diye söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler ve onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kadar kötüdür.
(3/186, 187)

* Senden önce de rasuller yalanlanmıştı. Kendilerine yardımımız gelinceye kadar yalanlanmaya ve eziyet olunmaya sabrettiler. Allah'ın sözlerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur.
(6/34)

Bu sitede evrensel gerçeklerle ilgili kimseye hiç bir şeyi anlatmadım aslında... Benden çok daha detaylı anlatanların nasıl inkar edildiğini gördüm çünkü.. O sebeple biliyorum ki anlatsam da inkar edecek bir çokları.. Yada samimi olanlar da anlattıklarımı değil, anlayabildiklerini veya anlamak istediklerini anlayacaklar.. Bu sebeple suya sabuna dokunmadan bazı şeyler yazdım, yarın veya bugün paylaşmadığımın hesabı sorulmasın diye... Çünkü çaresizim... ve beni ancak çaresizler anlar...

Eğer keşfedebildiğim gerçekleri tüm çıplaklığı ile yazmaya kalkışsam mutlaka inkar edilirdi. Çünkü ben de bir zamanlar bir inkârcıydım. Hayalimdeki duygusal ve merhametli Tanrıya inanıyordum. "Genelde iyi bir insanım, bilmeden günaha girsem de nasıl olsa affedilirim" diyordum. Bugün olmasa bile bir gün kendi anlayışıma göre bir eşitliğin ve adaletin geleceğine inanıyordum. Bir çok iyilik yaptım, bunlar boşa mı gidecek, bunların yüzsuyu hürmetine rabbim affeder diyordum. Bu hayallerimi yıkmaya kalkanı anasından doğduğuna pişman ediyordum adeta... Belki de en günahkârınızdan daha günahkardım, nefsime uymak ve zulmetmek bakımından. Ama bir gün Allah'ın lutfu ve merhameti eriştiğinde idrak ettim, ki Allah hayalimdeki gibi bir Tanrı değildir.  Ben ve hattâ tüm evren O'nun indinde bir hiçtir. "İyi bir insanım, nasıl olsa affedilirim" diye düşünürken, affedilmenin hiç de öyle kolay bir şey olmadığını anladım. Anladım ki "affetmeyen affedilmezmiş." Bunun için kişinin hayatıyla, Allah takdiri olan kaderiyle barışması gerekmiş meğer.. Varlık alemini külliyen hoşgörüp, hayatımın her karesine razı olmadan kolay kolay affedilemeyeceğimi anladığım gün, suçu hayalimdeki, dışımdaki, ötede berimdeki bir Tanrıya(!) atmaktan vazgeçtim. Neden affedemediğimi düşününce asıl suçlunun nefsim olduğunu gördüm.

* "(Ey Rasûlüm!) Nefsânî arzularını kendisine ilâh edinen kimseyi gördün mü? Artık ona sen mi vekîl olacaksın? (25/43)

Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem:
"Akıllı, nefsine hâkim olup onu hesaba çekerek ölümden sonraki hayat için çalışan, ahmak da nefsini hevâsına tabî kıldığı hâlde Allah'tan (hayır) umandır." (Tîrmizî, Kıyamet, 25; ibn-i Mâce, Zühd, 31)

Anladım ki en büyük günahkar birim nefstir, her günahın arkasında nefis şeytanı yatar.. 

* Ey insanlar! Haberiniz olsun ki, Allah'ın vaadi muhakkak haktır. Sakın bu dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o aldatıcı şeytan sizi, Allah hakkında da aldatmasın. (35/5)

Yine farkettim ki, yarın en çetin hesabı da nefsim, kendi hakikatine verecektir. Ötede beride hayal ettiğim bir tanrıya değil..

* "..Bugün hesap görücü olarak sana nefsin yeter!" deriz. (17/14)

Keşke Allah zannedildiği gibi beşeri duyguları olan bir ilâh olsaydı da tanrısına yaranmaya çalışan putperestler gibi bin takla atsaydım önünde, çünkü böylesi onu ikna etmek açısından daha kolay olurdu belki.. Ama öyle bir Tanrı hiç varolmamış ve varolmayacakmış meğer... Allah ise benim tüm zanlarımdan beriymiş..

*.. Allah'a karşı, cahiliyet zannı gibi, hakka aykırı bir zan besliyorlar... (3/154)

Anladım ki, nefsimin hakikatine vereceğim o hesabı o güne bırakmaktansa bugünden vermek en emin yoldur.

Hz. Rasulullah (s.a.v):
Hesaba çekilmeden önce, kendi nefsinizi hesaba çekiniz, en büyük teftiş için hazırlanınız. Çünkü dünyada nefsini hesaba çeken kişinin, kıyâmet gününde hesabı hafif olur.” (Tirmizî)

Sonra gördüm ki, tek bir tevbe ile tüm günahlarım bağışlanabilirmiş, o tevbe nefsim içinse eğer.. Yine anladım ki, nefsiyle yaşayıp, nefsiyle ölenin cennete girmesi çok zordur. Hele de bu gerçeklere iman etmeden ölenin hiç şansı yoktur.

* De ki: "Göklerde ve yerde olup bitenlere dikkatle bakın!" Fakat o uyarmalar ve o âyetler, iman etmeyen bir kavme fayda vermez ki! (10/101)

* De ki: "İnkâr edenlere o fetih günü iman etmeleri fayda vermez ve onlara göz açtırılmaz."
(32/29)

* Ama Rabbinin (azab) işaretlerinin geldiği gün, daha önce iman etmemiş, yahut imanında bir hayır kazanmamış kimseye, artık inanması bir fayda sağlamaz. De ki: "Bekleyin; biz de beklemekteyiz."
(6/158)

Ve anladım ki tevbe etmek için o kadar çok zamanım da yokmuş, çünkü kimi cezalar anında verilirmiş.

* Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir. (40/17)

Üstelik cezamın ertelenmesi, günahımı arttırmaktan başka bir işe yaramazmış.. Cezamı anında, dünyada yaşarken aldığıma sevinmem gerekmiş meğer...

* İnkar edenler, kendilerine mühlet vermemizin, şahısları için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz onlara bu mühleti, ancak günahlarını artırsınlar diye veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır. (3/178)

* Bu sözü yalanlayanı bana bırak. Onları bilmedikleri yönden derece derece azaba yaklaştıracağız. * Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır. (68/44, 45)

* Ey Peygamber! Sakın zalimlerin yaptıklarından Allah'ın gâfil olduğunu sanma! Ancak Allah, onların cezalarını, gözlerin dışa fırlayacağı güne erteler. * O gün, başlarını dikerek koşacaklar, gözleri kendilerine bile dönmeyecek ve gönülleri bomboş kalacaktır. (14/42, 43)

Ve kendime de hayrıma da iyilik namına hiç bir fiilime de güvenmemeliymişim, o fiillerin bir hayrı yokmuş bana, onları nefsimle yaptımsa eğer..

* Kendi nefislerini temize çıkaranları görmüyor musun? Hayır! Ancak Allah, dilediğini temize çıkarır. Onlara kıl kadar zulmedilmez. (4/49)

* "...Kendinizi (beğenip) temize çıkarmayın. O, fenalıktan sakınanın kim olduğunu çok iyi bilir." (53/32)

* De ki: Amelleri en çok boşa gidenleri size bildirelim mi? * Onların dünya hayatında çalışmaları boşa gitmiştir. Oysa onlar güzel işler yaptıklarını sanıyorlardı. * İşte onlar, Rabblerinin âyetlerini ve O'nun huzuruna çıkacaklarını inkâr etmişlerdir de bu yüzden iyilik altında yaptıkları bütün amelleri boşa gitmiştir. Artık kıyamet günü onlar için hiçbir ölçü tutturmayız. * İşte böyle, onların cezaları cehennemdir. Çünkü inkâr etmişler ve benim âyetlerimi, peygamberlerimi alaya almışlardır. (18/103, 104, 105, 106)

* Âyetlerimizi ve ahiretteki karşılaşmayı inkâr edenlerin amelleri hepten boşa gitmiştir. Çekecekleri ceza kendi yaptıklarından başkası mı olacaktır? (7/147)

* İşte bu, Allah'ın doğru yoludur. Kullarından dilediğini o doğru yola iletir. Eğer onlar Allah'a ortak koşsalardı, yaptıkları bütün amelleri boşa giderdi. (6/88)

Çünkü bildim ki nefsini ilâh edinen de O'na ortak koşmuş sayılırmış...

* "(Ey Rasûlüm!) Nefsânî arzularını kendisine ilâh edinen kimseyi gördün mü? Artık ona sen mi vekîl olacaksın? (25/43)

Şunu da anladım ki, dünyada nefsine hoş gelip terkedemedikleri sebebiyle azap çeken ve burada bu azaptan bilincini kurtarmadan ölürse, ahirette de çekmeye devam edermiş. Bunun tek sorumlusu da uyarıldığı halde aldırmayan kişinin kendisi olurmuş.

* Her kim bu dünyada (manen) kör ise ahirette de kördür. Ve gidişçe daha şaşkındır. (17/72)

* "İnkâr edenlere gelince, onlara dünyada da, ahirette de şiddetli bir şekilde azab edeceğim, onların hiçbir yardımcıları da olmayacaktır". (3/56)

* Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi bir ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır. Onun başında gayet katı, şiddetli, Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildikleri şeyi yapan melekler vardır. (6/66)

Ve yine bir gün anladım ki, cenneti sadece ahiret yaşamında değil, bu dünyada da yaşayabilirmiş insan. Yine anladım ki, cennet yaşamının madde dünyanın değerleriyle hiç alakası yokmuş. Cennetin nimeti de gıdası da bildiğimiz türden değilmiş. Çünkü aç ve açıkken dahi cennette yaşanabileceğini öğrendim. Her işin asıl failinin Allah olduğunu idrak edenin kendini cennetin kapısında bulabileceğini gördüm. Öyle ki, başınıza gül de düşse taş da düşse ilk aklınıza gelen Allah olacak..

"Âmentü billâhi vemelâiketihi ve kütübihi ve rüsülühi vel yevmil âhiri ve bilkaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ vel ba'sü ba'del mevti."

(Allah'a, meleklerine, kitaplarına, rasullerine, ahiret gününe, kadere, hayrın ve şerrin Allah'ın yaratması ile olduğuna, öldükten sonra diriltileceğime inandım.)

Ve bunun cennetin en alt derecesine giriş kapısı olduğunu, asıl failinin Allah olduğunu, her işte O'nun takdirini göremeyenin kolay kolay cennete giremeyeceğini üzülerek farkettim.

* Hayır hayır, doğrusu onlar o gün Rablerini görmekten mahrumdurlar. * Sonra onlar muhakkak cehenneme girecekler. * Sonra da onlara: "İşte bu, yalanlayıp durduğunuz şeydir" denilecek. (83/15, 16, 17)

Yarın ne hayaller kıyamet gibi sükut edecek kim bilir diye hüzünlenip çok ağladım, çok üzüldüm; "rabbim bu idrak ettirdiklerini sindirebilmek için göğsümü genişlet" diye dua ederek.. Çünkü bunları sindirmek hiç kolay değil, beşeri duygulardan tamamen sıyrılmak gerek..

Yine şunu yaşayarak anladım ki, benim çıkarlarıma endeksli beşeri bir adalet hiç varolmamış ve olmayacakmış. Adalet evren kurulduğundan beri varmış ve aksamadan bu adaletin hükmü yerine geliyormuş. O adaletin ne olduğunu anlamadığımdan bekler dururmuşum cahilce.. Oysa ne bana, ne de başkasına hiç bir haksızlık yapılmamış meğer...

* Size hiçbir şekilde haksızlık yapılmaz. (2/272)

* ...Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez. (18/49)

* ...Fakat aralarında adaletle hüküm verilir ve hiçbirine zulüm yapılmaz. (54/10)

Farkettiklerimin en önemlisi de neydi biliyor musunuz? Bu acı gerçeklerle yaşarken yüzleşip, ölmeden sükut-u hayale uğramamın en büyük ilâhi rahmet olduğunu idrak etmemdi. Ve bundan başka bir rahmet, bereket ve merhamet beklememeyi öğrendim. Çünkü O Rahman ve Rahim'dir. Rahmetini görmek için nefs dağının yanıp erimesi gerek..

* Size korku ve ümit içinde şimşeği gösteren ve o yağmur yüklü bulutları meydana getiren O'dur. (18/12)  

* Yine O'nun âyetlerindendir ki, size hem korku ve hem de umut vermek için şimşeği gösteriyor. Ve gökten bir su indiriyor da onunla yeryüzüne ölümünden sonra hayat veriyor. Şüphesiz ki bunda aklını kullanacak bir kavim için nice ibretler vardır. (30/24)

{?..bu yazıyı yazmadan önce yukarıdaki iki ayet üzerinde çok çok düşündüm}

* Bizim âyetlerimize öyle kimseler iman eder ki, onlarla kendilerine öğüt verildiği zaman secdelere kapanırlar ve Rablerine hamd ile tesbih ederler de büyüklük taslamazlar. * Onların yanları yataklardan uzaklaşır, korku ve ümid içinde Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayıra sarfederler. * Şimdi hiç kimse kendileri için, yaptıklarına karşılık gözler aydınlığı olacak şeylerden neler gizlenmiş olduğunu bilemez. * Öyle ya iman eden kimse, fâsık olan gibi olur mu? Onlar eşit olamazlar. (32/15, 16, 17, 18)

Ebu Hureyre'den rivayetle Rasûlullah (s.a.v):

"Korkan kimse, erkenden yola koyulur. Erkenden yola koyulan hedefine ulaşır. Dikkat edin, Allah’ın metaı (satılığa çıkardığı malı) çok pahalıdır. Uyanık olun, Allah’ın metaı ise, cennettir." [Tirmizi]

Ya Rabbi, bir zamanlar dünyevi üzüntüler içinde yardımını istediğim ve tüm bu sorulara bir cevap aradığım gün verdiğin sessiz cevabın; "Güneş'in yavaş yavaş doğuşu, kuşların kanat çırparak havalanması, hafif bir rüzgarın bahçedeki papatyaları dalgalandırması, beyaz bir bulutun güneşin önünden nazlı nazlı geçişi, Zeynep ablanın balkondaki sardunyaları sulaması, köpekle kedinin hırlaşması, terliğime giren cam kırığının ayağıma batması, duvardaki kertenkelenin sineği 'cuk' diye yutması, postacının kredi kartı borç faturasını burnuma uzatması olduğunu" nasıl anlatırım herkese?.. Anladım ne demek istediğini anlamasına da... anlatmakta aciz ve çaresizim!

Alemlerin rabbi Allah'ım! İlâhi uyarılarına aldırılmadığında varılacak kaçınılmaz sonu işitmeye bile tahammülümüz yokken, yaşamaya nasıl katlanırız?!. Ne olur bize acı ve merhamet et, yardım et, şefaat et! Anlayışımızı, idrakımızı arttır ve sindirebilmek için göğsümüzü genişlet! Ve bize dünya ve ahirettin güzelliklerini ver.

@angelic
Nisan-2005

Ana Sayfa Yazdır Başa Dön