|
|
Elim İşinize Yarayacak Olsa...
Bir dostum geçtiğimiz
Ramazan ayında arayıp, kendisine benimle ilgili şikayetler
geldiğini söyledi. Bir kaç kişi hiç üşenmemiş toplanıp beni o
arkadaşıma şikayete gitmişler. Neden bizimle bildiklerini
paylaşmıyor diye.. Önce şaşırdım, çünkü hayatım boyunca hep
paylaştım. Beş-altı yaşlarımdayken kendim aç kalmak pahasına
simidimi paylaşmakla başladım, halâ da neyim varsa paylaşırım. İlk
anda "bu suçlamayı haketmiyorum" diye geçti içimden.. Ne var
ki kimse kendiliğinden konuşmaya güç yetiremez. Belli ki rabbi izin
verdi de konuşuyor konuşan... Kime karşı kimi savunayım. Sonra
oturup düşündüm ve şu sonuca vardım: "Bugün dostuma şikayet eden
yarın rabbime şikayet eder. Hangi birinin hesabını veririm, eksik
kusur çok.. Daha da önemlisi kendime dönük yaşadığım sürece
belli ki rabbim yakamı bırakmayacaktı, dolayısıyla vicdanım ve çevremdekiler
de.." Sonra Allah'ın yardımı ile bu sitede
yazmaya başladım. Fakat bu paylaşımla ilgili hiç kimse ile muhatap
olmama kararı aldım. Bu sebeple mümkün olduğu kadar insanlardan uzak
durmayı
tercih ettim ve ediyorum da... Böylesi hem onların, hem benim selâmetim
açısından en doğrusu ve hayırlısı olacak düşünceme göre...
Öncelikle kişilere odaklanmanın hatalı olduğunu düşünmem
sebebiyle.. Çünkü Baki olan sadece Allah'tır, insanlar gelir
geçer, fanidirler. Sonra da kalabalıklardan uzak yaşamanın
selâmeti açısından... Ne yazık ki geçmişte bununla ilgili hiç de hoş
olmayan deneyimlerim oldu. "Yaşadıklarından ders almayan,
yaşayanlara ders olur ancak." Dünya hayatının göz boyayan
bu türden şaşasına kanan aldanır.
Allah'tan gayrına güvenen eninde sonunda hüsrana uğrar. Üstelik
ne övgüyle ne yergiyle zihnimizi meşgul edip kaybedecek zamanımız da
yok. Süremiz az nefesler sayılı.. Ayrıca, huzur
içinde dingin bir ruh hali olmaksızın düşünce üretmek de çok zor..
Şeytanın "Acaba bugün kimin yoluna otursam?"
diyerek (çünkü
onların doğru yolu üzerine oturcağım diye ahdi var) rahatlıkla kol gezdiği bir ortamda huzura kavuşmak da huzur vermek de
imkansız. En iyisi bir başına kalmak...
Çevreme toplanacak kalabalıklardan bir çıkarım, menfaatim ve
beklentim de yok.. Eğer böyle bir niyetim olsaydı, bunun için önümde
nice fırsatlar varken değerlendirirdim. Fakat zaman içinde
deneyimlerim bana gösterdi ki, insanların çoğu ışığa zihinlerini
aydınlatmak için koşmuyorlar, daha parlak ve hoş görünmek için
yaklaşıyorlar. Ne bu gibi nefslerin isteklerine, ne de kendi
nefsime alet olmak arzusunda değilim. Bu açıdan "halktan ve
arzularından uzak olan rabbine yakın olur" felsefesini ilke
edindim. Fakat zannetmeyin ki hayattan el etek çektim. Hayır bilakis
günlük yaşamım devam ediyor. Ama yakın çevrem hariç hiç kimse ne
bildiğimi bilmiyor. Tüm hakikatler gizli düşünce dünyamda... Sizinle
düşüncelerimi paylaşmamdan da kimselerin haberi yok.. Alt kattaki
komşumun dahi haberi yoktur düşüncelerimden ve inançlarımdan...
Normal hayatımda bu konulardan tamamen habersiz insanların içinde
çok sıradan bir yaşamım var. Bundan çok da memnunum, halime bin
şükür.. Bir zamanlar çevremde hep bu konuları konuşacağım insanlar
olsun isterdim. Fakat bunlar hep yolun başındaki isteklerdi ve
nefstendi. Bir zaman gelir bildiğini konuşmak değil yaşamak ister
insan. Yaşamaya başlayınca da artık cümle istekler ve beklentiler gider, yerinde sükun ve huzur kalır. Bunlar zaman içinde
kendiliğinden olagelir..
Fakat insanoğlu verilenle yetinmiyor dahasını istiyor. Hatta mucize
istiyor, keramet bekliyor. Önceki gün eski dostum yine aradı. Bana
ulaşmanın tek yolu onunla bağlantı kurmak olduğu için zavallının
ikide bir başı ağrıyor. Yine bir kaç kişi ona gitmişler ve beni
şikayet etmişler.. Arkadaşım şaşırmış, "Yine neden
şikayetçisiniz? İşte yazıyor ya, gidin okuyun, daha ne istiyorsunuz garibimden?" demiş.. "Yook, bu bize yetmez, bize
el de vermeli" demişler. Arkadaşım şoka girmiş bu talep
karşısında ve demiş ki; "Ne eli ayağı Allah aşkına?
Öncelikle onun da bizim gibi sıradan bir beşer olduğunu anlamamız
gerek.. Sadece öğrendiklerini paylaşmaya çalışıyor, mucize
göstermesini beklemeyin.. Böyle bir gücü yok... Hem siz,
"birilerinin size el vererek" nefsinizi sihirli değnekle islâh
edeceğini mi sanıyorsunuz? Böyle bir şey mümkün
değil.. Sen nefsinin hevâsına tâbi yaşa, sonra biri el versin ve
kolayca ondan kurtulup yakine er. Var mı böyle bir şey ilâhi
düzende?.. Asıl el verme ilmi paylaşımdır."...
* Allah'ı bırakır da kendine ne zarar, ne
menfaat veremeyecek şeylere yalvarır. İşte derin sapıklık budur.
(22/12)
*
Sen sevdiğini
hidayete eriştiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve
hidayete girecek olanları en iyi O bilir.
(28/56)
Dostlarım, ne beklediğiniz türden hidayete eriştirecek bir mucizem var, ne de
sizi arzunuza kavuşturacak keramet gösterebilirim. Rasul
ve nebilere, Allah indinde pek makbul kullarına (velilerine) dahi verilmeyen
yetenekler bana verilmedi. Sizler gibi sıradan bir beşerim. Benim de
eksik kusurlarım var.. Sadece Allah rızasını kazanabilmek ve
layıkıyla kulluk edebilmek için çabalıyorum.. Burada
anlattıklarımdan başka verecek bir şeyim yok... Aşağıdaki ayetleri okuyun lütfen!
*
Allah, inkâr edenlere, Nuh'un karısı ile Lut'un karısını misal
verdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kulun (nikahı) altında
idiler, onlara hıyanet ettiler. (Kocaları,) Allah'tan hiçbir şeyi
onlardan savamadı. (Onlara): "Haydi girenlerle birlikte siz de
ateşe girin!" denildi.
(66/12)
* Allah, inananlara da Firavun'un karısını
örnek gösterdi. O şöyle demişti: "Rabbim! Bana yanında cennetin
içinde bir ev yap, beni Firavun'dan ve onun (kötü) işinden
kurtar. Ve beni şu zalim toplumdan kurtar!" (66/11)
Nuh aleyhisselâm ve
Lut aleyhisselâm karılarına, Asiye de kocası
Firavun'a fayda sağlamaya gücü yetmedi. Bir insan nebi rasul ve
veli olduğu halde en yakını olan eşinin halini değiştirmeye güç
yetiremiyorsa, başkalarına ne verebilir sanıyorsunuz, nasihatten
başka? Artık bırakın bu el verme gibi boş hayalleri de gerçekle
yüzleşin ne olur!
* Kim
de Rabbinin divanında durmaktan korkmuş, nefsini boş heveslerden
menetmiş ise, * Kuşkusuz onun varacağı yer cennettir.
(79/40, 41)
Size tek yardımım bildiklerimi
paylaşmak olabilir ancak.. Bundan başkaca verecek bir şeyim yok.. Üstelik böyle bir
görevim ve mecburiyetim de yok... Kaldı ki bu nasihatlerin dahi
faydası yok, özden hidayet edilmedikçe... Ama çok istiyorsanız gelin
elimi tutun. Bu işinize yarar mı bilmem? Eğer bu işe yarayacak
olsaydı, bastığım topraklar da yeşerirdi muhakkak, ama ben iyice
baktım arkama öyle bir şey olmuyor. Bunlar boş hayalden başka bir
şey değil inanın!
Sevgili arkadaşlarım, dostlarım... Lütfen bana gücenmeyin...
Hepimizin iyiliği için söylüyorum bunları... Biliniz ki, toprak bedenimizdir ve o toprağa atılmış tohum
bilincimizdir. Bilinç tohumunu ise ancak ilim suyu yeşertir. El vermek
ancak ilimle olur, kerametle el verilmez. Kaldı ki kerametle
gelen de kalıcı olmaz. Lastiği çekip esnetsen de bırakınca hızla
eski yerine geri döner. Allah'tan yardım dileyin ve siz de gayret
göstererek istikâmet tutun. Öğrendikleriniz doğrultusunda nefsinizi
islâh etmek için çaba gösterin. Bundan başka hiç bir çıkar yol yok
ve bu da hiç kolay değildir. Sizler nefsinize tâbi olup, bir takım
kerametler ve ruhani haller yaşamak istiyorsunuz. Ancak sizi bunlar
huzura kavuşturmaz. Suya değil ateşe, kolaya değil zora talip olun.
Rasulullah sallallahu aleyhi vessellem pek zorlu geçen Tebük
Gazvesi'nden dönüşlerinde ashabına; "Şimdi küçük cihâddan büyük
cihâda dönüyoruz." buyurmuşlardır. Buradaki küçük cihad savaş,
büyük cihad nefsin islâhı için gösterilecek çabadır. Bundan başkaca
hiç bir yolu yoktur. Sizin nefsi isteklerinize uyup veya size şirin
gözükmek için sizleri Deccal gibi nefsinize hoş gelecek şeylere mi
davet edeyim?
*
Allah uğrunda gerektiği gibi cihad edin.
Sizi o seçmiş, babanız İbrahim'in yolu olan dinde sizin için bir
zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kur'ân'da, rasullerin size şahid
olması, sizin de insanlara şahid olmanız için, size müslüman adını
veren O'dur. Artık namaz kılın, zekat verin, Allah'a sarılın. O
sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!
(22/78)
*
Muhakkak siz, mallarınız ve canlarınız
hususunda imtihan olunacaksınız. Sizden önce kendilerine kitap
verilenlerden ve Allah'a ortak koşanlardan size eziyet verici bir
çok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah'dan gereği gibi
korkarsanız, şüphesiz işte bu azmi gerektiren işlerdendir.
(3/186)
İnsanların batıla sapmış nefsi beklentilerini istismar etmek o kadar
kolayki, neredeyse gel beni istismar et diye davet ediyorlar.
Korkarım bu gidişin sonu da istismar edilmek olacak.. Herkes
Allah korkusu taşımıyor ya yüreğinde.. Böylesi bir davete hayır
demeyecek Allah korkusu olmayan bir uyanık çıkar elbette. Öp elimi,
tut eteğimi derken kul olursun bir kula ve bakmışın ki sapmış
gitmişsin sırat-ı müstakim'den...
Ne diyeyim? Eskiden olsa bu gibi taleplere kızardım, fakat şimdi
biliyorum ki bu sadece sizin değil, benim de sınavımdır. Bu sebeple
Hakk'kı tavsiye etmeye mecburum. Aslında diyeceğimi çoktan dedim.. Ama son bir kaç kelime daha
edeyim...
Huzur hali ile zevki karıştırmayın. Zevk duyduğunuz şey huzur
veren şey değildir. Zevk veren, elinizden alındığında huzurunuzu
kaçırandır ve zevk nefsiniz içindir.
* Kendi istek ve tutkularını (hevasını)
ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın? *
Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı
sayıyorsun? ... (25/43, 44)
Huzur veren tek şey ise, ilim ve bu ilmi değerlendirmektir. Bu da
nefsinize muhalefet etmenizi gerektirir.
*
Elbette nefsini temizleyip parlatan kurtulmuştur. * Onu kirletip
gömen de ziyan etmiştir. (91/9, 10)
Zevke değil acıya talip olun. Çünkü
nefsin tezkiyesi nefsin isteklerine muhalefet etmekle olur. Bu
isteklere muhalefet eden de acı çeker, sıkıntıya girer ve adeta
yanar. Ancak bundan sonra nefsinizin oluşturduğu perdeler yavaş yavaş
kalkar ve bildiğiniz bazı gerçekleri idrak etmeye başlarsınız. Bunun
sonucunda da huzura erersiniz. Ki o huzur, gelene eyvallah,
gidene güle güle demenin kolaylaşmasıdır. O kişi verilenin de
alınanın da Allah takdiri ile olduğunun idrakı içindedir artık.
Bilir ki ne kendisine verileceğe engel olabilecek Allah'tan gayrı
bir güç mevcuttur, ne de kendisinden alınacağa engel olacak bir
güç.. Ve dahi "Hayır ve şer Allah'tandır" iman ilkesini nerdeyse seyretmeye başlar
kişi.. Hattâ "Hayır gibi görünen şerleri ve şer gibi görünen
hayırları" birbirinden ayırt edecek hale gelir. Ve başına taş
da düşse,
gül de düşse Allah'tan bilmeye başlar. Kaldı ki bu idrakla yaşam
dahi huzurun ancak kapısıdır.
Dostlarım, el vermemi mi istiyorsunuz? O halde size yolunuzu kolaylaştırıcı
iki tavsiyede bulunayım,
el ancak böyle verilir.
1- Her yapacağınız işte
nefsinizi sınayın. Niyet ettiğiniz o işin nefsten mi özden mi
olduğunu sınamak için, önce yapmak istediğiniz işin tersini yapın.
Eğer niyetinizin tersini yaptığınızda sıkıntı duyuyorsanız, bilinki
başlangıçta o işi yapmaya sizi nefsiniz sevketmiştir. O zaman o
işten vazgeçin. Bu bir ölçüdür. Her zaman önce yapmak istediğinizin
tersini yaparak nefsinizi kontrol edin. Nefse muhalefet etmek ve
onunla cihad ancak böyle olur.
2- Eğer bu yola samimi olarak talip olduysanız karşınızdaki kişilerin
niyetini sorgulamayın. Kimin niyeti ne olursa olsun. Bu niyetinin
hesabını vermek o kişiye aittir. Siz işin bu kısmı ile asla ilgilenmeyin.
Velevki muhatabınız kötü niyetli olsun. Düşünün ki Allah istemediği sürece
parmağını bile kımıldatamazdı. Bu kişinin sizinle muhatap oluşu
Allah'ın bilgisi dışında mı gerçekleşmektedir?
* Gaybın anahtarları O'nun katındadır,
onları O'ndan başkası bilmez, karada ve denizde olanları O bilir ve
bir yaprak düşmez ki, onu O bilmesin; ne toprağın karanlıklarında
bir tane, ne de kuru ve yaş hiçbir şey yoktur ki, o herşeyi
açıklayan Kitap'ta bulunmasın. (6/59)
* Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza
gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir
kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır.
(57/22)
* Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.
Kuşkusuz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
(76/30)
* Denizlerde yüce dağlar gibi gemilerin
yürümesi de O'nun kudretinin delillerindendir. * Eğer O dilerse
rüzgarı durdurur da yelkenle giden gemiler denizin üzerinde
duruverirler. Şüphesiz ki bunda sabırlı olan ve çok şükreden
kimseler için nice ibretler vardır.
(42/32, 33)
* Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi
Allah'ındır.. (2/284)
Demekki karşımdaki yapıyor
zannettiğiniz o fiilin yaratanı, yani asıl faili Allah'tır. O halde neden karşımızdakilere
kızıp, sanki sıkıntıyı veren o kişilermiş gibi algılıyoruz?
* Kendilerine bir iyilik dokunsa "Bu
Allah'tan" derler; başlarına bir kötülük gelince de "Bu senden"
derler. "Hepsi Allah'tandır" de. Bu adamlara ne oluyor ki bir türlü
laf anlamıyorlar! (4/78)
Aslında sıkıntı veren değil, sıkıntı gibi algıladığımız o
fiilin faili Allah'tır, demek daha doğru bir tanım olur.
Çünkü sıkıntı duyduğumuz olayın faili Allah olmasına rağmen,
sıkıntıyı veren nefsimizdir. Bunun üzerinde çok iyi düşünün
lütfen! Yukarıdaki ayeti takip eden ayette de bu vurgulanmıştır.
* "(Ey insanoğlu!) sana gelen her iyilik
Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir.
(4/79)
Çünkü bilmeliyiz ki, Allah bizim düşmanımız değildir.
Muhatabımız olan kişiler ne düşünürse düşünsünler, niyetleri ne
olursa olsun, yaradanları Allah bizim düşmanımız değildir.
Allah dilemedikçe o kişinin bir yapabilirliği de olmadığına göre,
her işi Allah'tan bilir ve sırf hayır olarak değerlendirirseniz,
kabullenmek hiç zorunuza gitmez. Çünkü bilirsiniz ki
rabbiniz sizin kötülüğünüzü istemez. Siz O'nun yari, O sizin
yarisinizdir. Ve nihayet hep beraber O'na döndürüleceksiniz. Eğer çokluk sizi
aldatır da yaradanlarından gafil olursanız, hayrı değil şerri
görürsünüz, olan bitenin asıl faili de DOST'u değil kulunu
bilirsiniz. Bu sebeple o kişinin niyetine odaklanıp düşman bilirsiniz ve bu da size sıkıntı verir.
Ayrıca:
* Hem
iyilik de bir değildir, kötülük de. Kötülüğü en güzel bir şekilde
sav. O zaman seninle kendi arasında bir düşmanlık olan kişinin,
sanki samimi bir dost gibi olduğunu görürsün. * Bu olgunluğa ancak
sabredenler kavuşturulur, buna ancak hayırdan büyük bir pay sahibi
olan kavuşturulur. * Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni
dürtecek olursa hemen Allah'a sığın. Çünkü O her şeyi işitir ve
bilir. (41/34, 35, 36)
Oysa
her başınıza gelenin rabbinizden geldiğine şüphe duymamış olsanız
güven içinde olursunuz. Bilirsiniz ki O kullarının tek
velisidir. Aksi olsa sizi
isteyerek ve sevgiyle yaratmazdı değil mi? O'ndan gelen sırf hayrınızadır
ve O kulları için hayırdan başka bir şey dilememiştir. İşte bu
sebeple diyorum ki, başınıza gül de düşse, taş da düşse hemen
hatırınıza Allah gelsin.
Şeytan sizi kışkırtıp kişilerle, niyetleriyle ve olayların dünyevi
sebepleriyle ilgilenmeye sevketmek ister, ki asıl faili unutup
ortada bir düşman varmış gibi algılayasanız.
* De
ki: Sığınırım ben insanların Rabbine, * İnsanların hükümdârına, *
İnsanların ilâhına, * O sinsi vesvesecinin şerrinden. * O ki,
insanların göğüslerine vesveseler fısıldar. * Gerek cinlerden, gerek
insanlardan. (114/1, 2, 3, 4, 5, 6)
* Allah o mümini, onların kurdukları
tuzakların kötülüklerinden korudu. (40/45)
* ...Bir
zaman o, Rabbine şöyle nida etmişti: "Meşakkat ve acı ile bana
şeytan dokundu..." (38/41)
* Ve de ki: Rabbim! Şeytanların
kışkırtmalarından sana sığınırım! * Onların yanımda bulunmalarından
da sana sığınırım. (23/97, 98)
* Onu her inatçı şeytandan koruduk.
(37/7)
Sakın şeytana ve nefsinize fırsat vermeyin.
Her işin faili Allah'tır ve O sizin gerçek ve Tek Dost'unuzdur. Hemen
deyin ki,
"Bu iş beni biraz sıktı belki ama nefsime hoş gelmediği
için.. Bu kişi de rolüne mecburdur, fakat asıl fail Allah'tır. O halde acaba
Tek Dostum, rabbim, yarim
Allah ne murad etti bana hayırdan, ki ben onu anlamıyorum? O halde
sabredeyim
(veya razı olayım)...
*
..İman edip iyi işler yapanlara göre Allah'ın mükafatı daha
üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir."
(28/80)
* Sonra şüphesiz Rabbin, eziyet
edildikten sonra hicret eden, sonra cihad eden ve sabreden
kimselerin yardımcısıdır. Bunlardan sonra Rabbin elbette çok
bağışlayıcıdır, çok merhametlidir. (13/110)
*
Allah'ın rızasına uyan kimse, Allah'ın hışmına uğrayan ve varacağı
yer cehennem olan kimse gibi midir? Varış yeri olarak ne kötüdür
orası! (3/162)
*
Allah buyurdu ki: "Bu, sadıklara doğruluklarının fayda sağladığı
gündür. Onlar için altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî
kalacakları cennetler vardır". Allah onlardan razı olmuş, onlar
da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş budur.
(5/119)
* Onlar o kimselerdir ki Allah kalblerine
iman yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları,
altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedî
kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı
olmuşlardır. (58/22)
Eğer bu düşünme biçimi sizde meleke kesbederse, emin olun daha
yeryüzünde yaşarken cennete adım atarsınız.
* Ey,
Rabbine, itaat edip (razı olup) huzura eren nefis! * Hem hoşnut edici, hem de
hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön. * Kullarımın arasına gir. *
Cennetime gir. (89/27, 28, 29, 30)
Herkese gönülden selâm ve sevgiyle...
@ngelic
Nisan 2005 |