Beyinde Dopamin Kıyameti

Daha önce de bu konuyu farklı şekilde işlemiştim. Anlaşılmadığı endişesi ile daha açık ve detaylı yazmaya lüzum görüyorum. Konumuz aşk hastalığı...

Nöroloji uzmanı bir akrabamdan aldığım bilgiye göre; aşık olan kişinin beyni neredeyse Dopamin hormonu içinde yüzmeye başlıyor. Dopaminle beyindeki motivasyon ve hedefe yönelik konsantrasyon artıyor. Bu, bağımlılarda görülen belirtilere benziyor. Enerji artışı, sinirlilik, kıskanma, saplantı, takıntı beyinde dopaminin arttığı hallerde meydana gelen durumlar.. Kısaca, nörologlar aşkı bir beyin hastalığı olarak tanımlıyor.

Aşkla birlikte artan dopamin hormonu, beyin ve vücudun endokrin sistemi üzerinde oldukça etkili olduğu için, genel olarak tüm bedensel aktivitelerde anormal artış oluyor. Dopamin, ödül kimyasalı olarak da tanımlanıyor ve aşık olunan kişiye karşı ilgi ve dikkatin artmasına neden oluyor. Bir anda dünyamız o kişi üzerine odaklanır hale geliyor. İlk aşkın başlamasında; hiperaktivite, kısa süreli bellek, uykusuzluk ve gıda alımının azalması dopamin etkilerine bağlanıyor. Beyinde salınımı kişiyi; konuşkan, coşkulu, seksi, istekli ve öforik yapıyor. Fakat enteresan olan ne biliyor musunuz? Kavuşma geciktikçe dopamin daha da artıyor ve kavuşmayı başarma azmi kamçılanıyor. Kötü olan ise; aşk obsesif (takıntılı) hale dönüştüğünde dopamin artışına karşın, serotonin (mutluluk) hormonu azalmaya başlıyor. Bu da aşık olan insanı mutsuz, depresif, melankolik, takıntılı yapıyor. Aşık kişiler cesur ve korkusuz oluyor. Neden? Çünkü kendini sevdiğine beğendirmek için aklın hayalin almayacağı işleri yapar hale gelebiliyor. Bu da bir anlamda cesaret ve korkusuzluk demektir. Korkmayandan korkulur derler ya, aşıklardan da korkulur..

Karşısındakinin eşsiz olduğunu düşünen çiftler üzerinde yapılan bir araştırmada, çiftlerin iki yıl sonra da hâlâ birbirlerine aşık oldukları görülüyor ve "aşkın ömrü şiddeti ile alakalıdır" sonucuna varılıyor. Aşkın vazgeçilmez öğesi olan ümit, yani karşıdaki kişinin de bizi sevmesi umudu gerçekleşmediğinde ciddi patolojik durumlar oluşabiliyor.. Bu durumda tedavi yoluna gidilmesi gerekiyor, diyor doktorlar. Ama tedavi edilmek isteyen kim? Bir çok kişi aşkın ciddi pataolojik bir rahatsızlık olduğunun farkında değil ne yazık ki..

Kısaca aşk tehlikeli bir oyundur, ateşle oynamaktır derler ya atalarımız, çok doğru.. Çünkü bir insanın aklını yokedip köleleştirebilir aşk.. Örneğin; birinin size ilgi duymaya başladığını anladığınız anda onu esiriniz haline getirmenin tek yolu ulaşılmaz görünmek ve size kavuşamamasını sağlamaktır. Çünkü aşığınız size kavuşamadıkça aşkının şiddeti artıyor bilimsel bulgulara göre... Bu şekilde sizin için çıldıran bir aşık ve sonsuza kadar süren aşklar yaşayabilirsiniz. Eğer aşığınızın size olan ilgisinin azaldığını hissediyorsanız bir süre ortadan kaybolun, geri döndüğünüzde alevlenmiş bir aşk ve aşık sizi bekliyor olacak.. Ve tabi her dediğinizi yapmaya hazır bir köle.. Karı koca için; "kavga ettiğinizde bir süre ayrı kalın, düzelir" derler ya.. İşte sırrı bu biyolojik, kimyasal ve bilimsel gerçekmiş meğer... Ne yazıkki bu bilimsel bulgular, efsanevi aşkların arkasında da kavuşamama gerçeğiyle artan salgıların yattığını gösteriyor. Yani kavuştuğunuz anda salgı kesiliyor ve aşk bitiyor. Kısaca, dillere destan bu aşkların arkasında sevmesini iyi bilen seçilmiş aşıklar falan yok... Malesef dopamin salgısı ve biyolojik / kimyasal gerçekler var. Biraz duygusuz bir gerçek, ama gerçek bu!.. Ama öte yandan işin başka bir kötü yanı da var. Aşkın şiddeti ve dolayısıyla dopamin seviyesi arrtıkça, iş daha kötü hastalıklara kadar gidebiliyor.

Biyokimyasal laboratuvar bulguları, şizofrenik hastaların beyin biyokimyasında, belirli alanlarda değişme ya da bozulmalar olduğunu gösteriyor. Bunlardan en önemlisi, “dopamin”dir. Dopamin, bir sinirsel ileti maddesidir. Buna göre, şizofrenide, dopamin etkinliğinin artması söz konusudur. Özetle söylemek gerekirse, şizofrenik hastalarda dopaminerjik aktivitede artma vardır. Dopaminerjik aktiviteyi artıran bazı maddelerin alımında ve şiddetli aşk durumunda şizofreni veya benzeri durumlar ortaya çıkarmaktadır. Ancak, her şizofrenide, dopamin aktivitesi artması görülmemektedir.

İşte bir tehlike de bu, yani aşkın bizi sonunda bir şizofren haline dönüştürebileceği gerçeği... Bu sebeple siz siz olun, aşığınızı delirtecek kadar uzun süre ortadan kaybolmayın. Dozunu ayarlamazsanız, aşığınız yada hayranlarınız birer şizofrene dönüşebilir. Ama benim asıl üzerinde durmak istediğim nokta çok daha başka... Bir aşk kötü emellere alet edilebilir mi?

Evet, edilebilir. Geçmişte yaşanan bazı terör, kıyım, vahşet, kanlı devrim ve savaşların ardında büyük aşklar yatar. Aşkın sadece erkekle kadın arasında olabileceğini düşünmek hatadır. Çünkü bir lidere veya öndere de aşık olunabilir. Aşk bir bağımlılıktır zira.. Bağımlılığın cinsiyeti olmaz. Bu şekilde hayranı olunan kişiye bağımlı hale gelip, onun ideolojisini en üstün olarak algılamaya başlayabilir kişi.. Geriye dönüp tarih sahnesine baktığımızda bazı art niyetli akıllı kişilerin, beyinler üzerinde son derece etkili dopamin hormonu sırrını keşfederek, büyük insan topluluklarını nasıl kontrol ettiklerini; nasıl kendilerine hayranlıkla ve aşkla bağlayıp saplantı düzeyine gelmeleri için özel taktikler uyguladıklarını (ulaşılmaz görünüp aşkın şiddetini arttırarak) ve nihayet kendileri için her şeyi yapabilecek bu insanları nasıl çıkarları veya istedikleri amaçlar doğrultuda yönlendirebildiklerini; bu sayede oluşan savaşları, kanlı devrimleri, terörü, cinayetleri ve daha bir çok akıl almaz vahşeti açıkça görürsünüz. Yani aşık olmadan önce aşık olunacak kişinin karakteri ve insanlığı üzerinde ciddi bir araştırma yapmak gerekir. Yani bencil mi, niyeti gerçekten ne, bana neler yaptırabilir?.. vs.. gibi.. Ama karşı taraf sizden hızlı davranır da bir kere sizi etkilemeye başladı mı, artık iş işten geçmiştir.. Zaten aşk bu, geliyorum da demez ki!.. İlk oltayı yuttuğunuz andan itibaren bu etkiden çıkmanız oldukça zordur. Artık siz o kişinin piyonusunuzdur. O sizi istediği gibi yönlendirebilir. Veya o kişi iyi niyetli olup sizi herhangi bir şekilde yönlendirmese dahi (yani karşı taraf bu aşkın oluşması için hiç bir şey yapmamış olabilir) , siz ona kendinizi beğendirmek için akıl dışı saçmalıklar ve işgüzarlıklara kalkışabilirsiniz. Balkon altında gece yarısı seranat veren aşıkları veya sevdiğine çiçek vermek için ağaca tırmanıp düşenleri ve daha bir çok akıl almaz aptalca işi düşünmeksizin yapanları çevrenizde, medyada ve filmlerde görmüşsünüzdür. Zararları sadece kendilerine dokunsa sorun olmaz; ama başkalarına yada topluma zarar veriyorlarsa, o zaman iş değişir. Çok kısa süre önce aşık olduğu kişinin evini ve ailesini taciz ettiği için hüküm giyen birine ailecek şahit olduk ve ne dedikse tekrar yapmaması ve hatalı olduğu konusunda kendisini ikna edemedik. Aklı tamamen devre dışındaydı. Ve konunun acı yanı da aşık olan kişinin ciddi bir nörolojik rahatsızlık içinde olduğu gerçeğini görememesi ve kabul etmemesidir. Bu durum şiddetlendikçe ve tedavi olmadıkça, zaman içinde kişi kendisine ve çevresine ciddi şekilde zarar veren bir şizofren durumuna dönüşebilir, Allah korusun! 

Aşk gözü kör eder derler, ama gözlerle işi yok aşkın.. Bu türden saplantılı aşklar, aklı yok ediyor ne yazık ki... Bunlar inkar edilemez bilimsel gerçeklerdir. Bu sebeple, eğer birine şiddetli bir şekilde aşık olduğunuzu veya aşırı bir sevgi ve bağımlılık gösterdiğinizi düşünüyorsanız, acilen bir psikiyatristle (psikologla demiyorum, çünkü o hafif kalır) görüşmenizi ve tıbbi yardım almanızı öneririm. Sağlıklı düşünebilmek için sevginin de belli ölçülerde tutulması gerekekir. "Sevgi belli ölçülerde erdemdir de haddi aşınca adı aşk olur, cinnete varır" der İskender Pala. Ve unutmayalım ki sağlıklı akıl sağlıklı beyinde olur.. Benden söylemesi...

"Büyük insanlarda, liyakat sahibi olanların kendilerini budalaca aşka kaptırdıkları görülmez. Büyük ruhlar ve büyük işler aşkla uzlaşmaz" ~François Bacon~

Ayrıca, tasavvufla ilgilenen kişilere Hz. Rasulullah (s.a.v) efendimizin Hz. Ali (r.a.)'a tavsini hatırlatak isterim: "Herkes Allah’a yakınlaşmak ister. Sen aklınla Allah’a yakın ol". Çünkü, aşk yolu yukarıda sakıncalarını da belirttiğimiz gibi tehlikeli bir yoldur. Eğer sonunda başarılı olamayıp, aşk sizi fenâ haline eriştiremezse, ciddi şekilde hastalanmanız dahi söz konusu olabilir. Bu halde kendinize ve çevrenize rahatsızlık veren, saplantılı, fanatik ve yıkıcı tavırlara girebilirsiniz. Unutmayın ki; "Bilge kişi, dünyanın onu alt üst etmediği, kendisi de dünyayı alt üst etmeyen kişidir." Akıl yolu ise en emin yoldur. Allah'ı sıfat ve esmaları ile tanıyan kişi, bir süre sonra bu sıfat ve esmaları, kendi özünde ve tüm varlık aleminde seyretmeye başlar ve bunun sonucu olarak fıtratında olup örtülü kalmış doğal bir sevgi açığa çıkar. Bu sevgi bir kişiyle kayıtlı olmayıp, tüm varlık alemine duyulan bir sevgi olunca dozunda kalır ve sizi hasta etmez. Çünkü bu tür bir sevgide beyinde dopamin seviyesi artışına bağlı beden enerjiniz artsa dahi, bu enerjiyi yapıcı kullanacak bilgiye ve akla sahipsinizdir artık.. Kısaca, gerçek aşk aydınlanmadan sonra gelir, aydınlanma için bir yöntem değildir. Aşk bir yöntem olduğu sürece birim aklın bir parçası olarak kalır. Hedef, akl-ı evvel'e ulaşmak, zihnin olmadığı hiç'lik duruma erişmek, aşk da dahil olmak üzere tamamen tüm düşüncelerden uzak olmaktır.

Bu bir tavsiye idi, dileyen aklıyla değerlendirir, dileyen de riskli yolu seçer. Her kişi dünya yaşamındaki seçimlerinin sonucunu yaşar. (Bu bilimsel veriler doğrultusunda "Aşk bir cehennem mi?" isimli yazımın tekrar okunmasını tavsiye ederim.)

@ngelic

Mayıs-2005

Ana Sayfa Yazdır Başa Dön