|
|
Müslümanlar BİR'leşmelidir!
Eğer bir müslüman, başka bir müslüman kardeşine karşı
içinde kin, nefret ve
öfke gibi duygular taşıyorsa, o kimse gerçekten Allah'a imanlı
olamaz. Hele de bu beşeri duygularına bağlı olarak kardeşini tahrip etme isteği
duyuyorsa ve bu niyetle müslüman kardeşine hamlederse bu daha vahimdir.
O kişinin imanı tamamen bozulmuştur. Ancak zihnini bu süfli duygulardan
kurtulabilirse imanı kurtulur. Bununla beraber, karşısındaki kişi de ona
uyarsa, onun da imanını bozulur.
Ahnef İbnu Kays radıyallahu anh anlatıyor: "Şu adamı kastederek
(evden) çıkmıştım. Yolda Ebu Bekre radıyallahu anh'a rastladım.
"Ey Ahnef nereye gidiyorsun?" dedi. "Rasûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'ın amcaoğluna yardım etmeyi arzu ediyorum!" dedim. "Dön! dedi.
Zira ben, Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle söylediğini
işittim:
"İki müslüman kılıçlarıyla birbirlerinin üzerine yürürlerse
öldüren de ölen de ateştedir!"
Bu söz üzerine Rasûl-i Ekrem'e: "Ey Allah'ın Rasûlü! Katili anladık
ama maktûl niye ateşte?" diye sorulmuştu.
-"Çünkü o da kardeşini öldürme hırsı
taşıyordu!"
cevabını verdi. -Bir başka rivayette ise: "O da kardeşini öldürmek
istemişti"
demiştir. [Buhari, Diyat 2, Fiten 10; Müslim Fiten 14, (2888); Ebu
Davud, Fiten 5, (4268); Nesai, Tahrim 29, (7, 125).]
İşte bu sebeple, bize düşmanlık eden kişilerin tahriklerine
kapılmamalıyız. İman kolay korunur bir şey değildir. İmanlıyım demekle
de imanlı olunmaz. Dil imanlıyım derken hiç farkında olmadan kalp (şuur)
bozulmuştur da anlamaz kişi... Ayrıca, hepimiz her an ilim ve anlayışımızla sınavdayız
ve tabii ki sınav hayatın içinde yaşadıklarımızla ve muhatap
olduklarımızla gerçekleşecektir. Bu sebeple her tavrımıza dikkat etmek
mecburiyetindeyiz.
* "... Sizin bir
kısmınızı bir diğerine fitne (imtihan sebebi) kılmışızdır ki,
bakalım sabredecek misiniz? Zira Rabbin her şeyi hakkıyla görmektedir." (25/20)
O halde en güzeli sabretmektir....
* "...Ey iman edenler! Her hangi bir toplulukla
karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çokça zikredin ki başarıya
erişesiniz. Allah ve Rasûlü'ne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin.
Sonra korkuya kapılırsınız da gücünüz gider. Bir de sabredin; çünkü
Allah sabredenlerle beraberdir." (8/45-46)
Cenab-ı Hakk'ın Kur'ân-ı Kerim Yusuf Suresi 53. ayette
buyurduğu üzere, insan nefsi, "yaratılışı gereği kötülüğü emreder."
Bu sebeple nefsimize uyarak tavır alırsak, bundan bir hayır hasıl olmaz.
Ancak kötülük meydana gelir. Bu gibi durumlarda kötülüğü iyilikle
savmaya gayret etmeliyiz.
* "Sen kötülüğü en güzel haslet ne ise onunla sav. O zaman görürsün
ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse bile sanki yakın dostun
olmuştur." (41/34).
Yada gerek görüyorsak, Hak bildiğimiz doğrultuda müslüman
kardeşimizin hayrını gözeterek ifrata kaçmadan ve zorlamadan onu
uyarabiliriz.
* İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden, münkerden men eden bir
grup olsun. İşte onlar felâha
(kurtuluşa) erenlerin ta kendileridir.
(3/104)
Eğer bize düşmanlık eden kardeşimiz Hak'kı tavsiye eden uyarıya
aldırmıyorsa, onu zorlamak ve israrcı davranmak doğru değildir. Biliriz
ki herkes takdirini yaşıyor. İman'ın ana ilkelerinden olan "kadere
iman"ımız gereği zorlamak imanı bozar. Hele hele ona aynı düşmanlıkla cevap
vermek hiç yakışık almaz. Çünkü onunla aynı hatayı paylaşmış oluruz. Bu
da "Tevhid = Lâ ilâhe İllallah = BİR'lik" ve "İnsanlar
Kardeştir!" gerçeğine aykırıdır. Bu halde iman büsbütün sakatlanır. Bunun yerine sabredip, o kişiyi kendi ayıbı
ile başbaşa bırakmak en doğrusudur. Hattâ eğer başarabiliyorsak o kişiyi
güzellikle affetmeliyiz. İmanlı ve vicdanlı kişiye en büyük ceza
haketmediği halde onu affetmektir.
* Bir kötülüğün cezası yine onun gibi bir kötülüktür, ama kim
affeder, bağışlarsa onun mükafatı Allah'a aittir. Şüphesiz ki Allah,
zalimleri sevmez. (42/40)
Allah Teâlâ, Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem'e şöyle
buyurur:
* "Yine de onları affet ve bağışla. Çünkü Allah güzel davrananları
sever." (5/13)
* "Sen yine de affa sarıl, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir."
(7/199)
Kişisel görüşümce bu ayetlerde belirtilen af, Allah Teâlâ'nın şu
ayette belirtildiği gibi, bağışlama anlamındadır:
* "Sen (o zaman), sırf Allah'ın rahmetiyle onlara karşı
yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin
etrafından dağılıp giderlerdi. Artık onları sen bağışla, onlar için
Allah'tan mağfiret dile. (Yapacağın) işlerde onlara da danış." (3/195)
Yine Kur’ân-ı Kerîm'de takva sahibi mü'minlerin vasıfları
sayılırken;
* Rabbinizin bağışına ve genişliği göklerle yer arası kadar olan,
Allah'tan gereği gibi korkanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun!
O (Allah'tan hakkıyla korka)nlar, bollukta ve darlıkta Allah
için harcarlar, öfkelerini yutarlar, insanları affederler. Allah iyilik
edenleri sever. (3/133-134)
diye belirtilmesi de Allah Teala'nın bu hususa verdiği önemi
göstermektedir. Bu ahlak Hz. Rasulullah'ın da hadislerinde
mü'minlere tavsiyesidir.
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem:
"Sadaka hiç bir malı eksiltmez. Allah, affeden
bir kulun ancak izzetini artırır. Allah için alçak gönüllülük gösteren
hiç bir kimse yok ki, (Allah) onu yükseltmesin." [Müslîm]
"Hakkı yenen ve Allah için ona göz yuman hiç bir kul yok ki, Allah
Teâlâ bu nedenle onu üstün kılmasın ve ona yardım etmesin." [İmam
Ahmed/Müsnedi]
Dinimizde başkalarıyla ilişkide genel olarak af yolunu seçmeye teşvik
vardır ve Hz. Rasulullah da sık sık bunu vurgulamıştır. Bir adam,
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e gelerek,
Ey Allah'ın Rasulü! Hizmetçiyi ne kadar affedelim?" der.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem susar. Adam sorusunu tekrar
eder. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem yine susar. Adam
üçüncü kere sorunca şöyle buyurur: "Onu her gün yetmiş kere affet!"
[Ebu Davud, Tirmizi]
Fakat tüm iyi niyetimize rağmen karşı taraf bunu değerlendiremez de bizi
istismar eder ve düşmanlığa devam ederse, hayırlı olan onlara
uymamamak ve sabır yolunu tercih etmektir. Çünkü;
* "..Allah
sabredenlerle beraberdir..." (8/46)
ve Rasulü'ne uyup itaat edenleri sever.
* (Ey Muhammed!) De ki, siz gerçekten Allah'ı seviyorsanız bana uyun
ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok
esirgeyici ve bağışlayıcıdır. (3/31)
Fakat sabırla kibiri karıştırmamak lazım tabii ki.. Kibirden
dolayı yüz çevirmekle, sabırdan susmak tabii ki aynı şey değildir. Allah
sabredeni sever, ama kibrinden başını çevirip büyükleneni sevmez!
*
"Doğrusu
Allah, kendilerini büyük görüp hakkı kabul etmeyenleri sevmez."
(16/23)
* "... Însanları küçümseyip
yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme; Allah, kendini beğenip
övünen hiç kimseyi şüphesiz ki sevmez..." (31/18)
Bir de iki kişi arasındaki anlaşmazlıkta mümkünse taraf tutmamalıyız.
Herşeyden önce kimin haklı olduğunu sadece Allah bilir, biz
bilemeyiz. Çünkü sadece Allah "Hakem" ve "Adl"dir.
İşitmeyen, görmeyen ve haberi olmayan birinin Hakem olması mümkün
değildir. Hüküm verme yetkisi sadece Allah'a aittir. Hükmü elinde
tutan, iyiyi kötüden ayırdeden ve verdiği hükmü kimsenin bozamayacağı
yegane merci O'dur. Kimseye zerre miktarı kadar haksızlık yapmaz.
Kimseye günahından fazla ceza vermez. Allah mutlak adildir.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
* "Allah, hüküm verenlerin en üstünü değil midir?" (95/8)
Bu sebeple, adaletten zulme sapma riskine girmemek için
tedbirli olmakta fayda vardır. En iyisi bilmediğimizi bilip, insanlar
arasında eşit ve adaletli olma yolunu seçmektir. Çünkü Allah Muntakim'dir.
Muhahakkak her zulmün ve haksızlığın hesabını sorar. O şiddetli hesap gününde bizi
tarafını tuttuğumuz kişiler kurtaramaz. Kaldı ki bu hesap hem dünyada
hem ahirette sorulabilir. Bilmeden bir zulme ortak oluruz da bir
bakmışız aynısıyla cezalandırılmışız. Haksızlık eden durumuna düşmeyip
adaletli olmak için mümkün olduğu kadar tarafsız ve objektif olmak
gerekir.
Bir de taraf tutmamız sebebiyle, farkına varmadan yangına
körükle gidip, zaten dargın olan iki kişinin arasının daha da açılmasına sebep olabiliriz. Bu büyük
günahtır. Mü'minler insanları ayırmak için değil, birleştirmek için,
kavgaları alevlendirmek için değil dindirmek için uğraşmalıdır. Ayırmak
İblis'in işidir, BİR'leştirmek mü'minlerin... İki kişi
yada topluluk arasında güven sarsıldıysa ve buna bağlı olarak sevgi
azaldıysa, hayırlı olan, bu güzel hasletleri yeniden tesis etmek için
gayret göstermektir. Mü'minlere yakışan budur. Allah Teala
Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyuruyor:
* Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir
bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever. (61/4)
* "..O halde, tam mü'minlerseniz Allah' tan korkun, ihtilafa düşmeyip
aranızı düzeltin; Allah'a ve rasulüne itaat edin." (8/1).
* "Eğer mü'minlerden iki zümre birbiriyle savaşırlarsa aralarını
bulup barıştırın. Şayet onlardan biri diğerine karşı halâ tecavüz
ediyorsa siz, o tecavüz edenle, Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın.
Sonunda eğer Allah'ın emrine dönerse artık adaletle aralarını bulup
barıştırın. Her işinizde adaletle hareket edin. Allah şüphesiz ki adil
olanları sever. Müminler ancak kardeştirler. O halde kardeşlerinizin
arasını bulup barıştırın." (49/9-10).
Hz. Rasulullah Efendimiz de bir hadis-i şeriflerinde şöyle
buyururlar:
"Ameller pazartesi ve perşembe günü Hak teâlâya arz olunur. Hak
Teâlâ da, şirk koşmayan herkesi affeder. Ancak bu mağfiretten birbirine
kin tutan istifade edemez. Cenab-ı Hak, “Onlar barışıncaya kadar
amellerini bana getirmeyin” buyurur. [İ.Malik, Müslim, "el-Birr
ve's-Sıla", 11]
Yine bir hadislerinde Hz.Rasulullah Efendimiz, barışı
sağlayabilmek için özrü kabule teşvik ederek şöyle buyurmuştur:
"Sizden herhangi birinize din kardeşi özür dileyip barışmak için
gelirse, o kişi haklı da olsa, haksız da olsa bunu kabul etsin. Eğer
kabul etmezse, bütün mü'minlerin etrafında toplanacağı Havz-ı Kevser'e
gelemez." [Hâkim, el-Müstedrek, 4:154]
Rasûlullah Efendimiz (s.a.s.), ihtilafa düşen tarafların
kendisine müracaatını beklemeden bizzat kendisi onları çağırarak
barıştırmıştır. Meselâ, Kuba halkının birbirlerine taşlarla hücum
ettiklerini duyunca;
"Onları bize getirin, barıştıralım, aralarında sulh yapalım"
buyurmuştur [Buharî, "Kitabü's-Sulh", 1]
Başka bir hadisinde de
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem:
"Bir müminin, din kardeşine üç günden fazla dargın durması helâl
değildir. Birbirlerine rastladıklarında bu ondan, o da bundan yüz
çevirir. O ikinin en iyisi, selâmı ilk verendir."
buyurmuşlardır. [Ebû
Eyyûb radıyallahu anh- Buhârî]
İşte mü'minlere yakışan tavırlar bunlardır. Tüm bunları hayrına
inandığım için, aralarında bir kırgınlık, kızgınlık, dargınlık veya
husumet olan müslümanlar arasında barışı tesis etmeye faydası olsun diye
ve Hak bildiğim için söylüyorum. Yoksa biliyorum ki ben de
kusursuz bir kul değilim, ki başka kardeşlerimi kınamaya ve eleştirmeye
yüzüm olsun. Çünkü; Yuhanna İncili'nde aktarılan hepinizin
bildiği şu olay beni çok derinden etkiler:
Hz. İsa aleyhisselam, günah işlerken yakalanıp taşlanması
istenilen bir kadın için “içinizde günahsız olan varsa ilk taşı o
atsın” demiştir. Beşer olduğumuzu unutmaksızın, içimizde “ilk taşı
atacak” sıfır günahlı bir kimsenin bulunmasının da mümkün olmadığını
bilincinde olarak kimseye kusur bulmuyorum ve kimseyi de taşlamıyorum. Herkese kendi kusur ve
ayıpları yeter de artar. Allah cümlemize hatalarımızdan ötürü af ve
mağfiret buyursun.
Bir de çok önemli olduğuna inandığım bir konuyu daha
dile getirmek istiyorum. Çünkü müslümanlar arasında ne yazık ki bu gibi
ara bozucu fiillerin yaygınlaştığını izliyorum ve çok üzülüyorum. Değerli
müslüman kardeşlerim; adil olmak, vicdanıyla hükmetmek, mazlumun yanında
olmak ve Hak'kı dile getirmek vicdan sahibi her müslümanın
boynuna borçtur. Hiç birimiz, Hz. Muhammed Mustafa aleyhisselâtu vesselâm'a
iman ettiğini söyleyen, insanları imanın ve İslâm'ın şartlarına
uymaya davet eden herhangi bir kişiyi ismiyle anarak küfür ve
sapkınlıkla suçlamaya hak sahibi değiliz! Kur'ân-ı Kerîm ve Hz. Rasulullah'ın
hadislerine göre, bu tür bir ithamla asıl biz Hak'tan sapmış
oluruz, Allah korusun! Bakın aşağıdaki ayeti dikkatli okuyun
lütfen!
* Ey İman edenler! Allah
yolunda cihada çıktığınız zaman, mümini kâfirden ayırmak için iyice
araştırın.
Size selam veren kimseye, dünya hayatının menfaatini
gözeterek,
"Sen mümin değilsin" demeyin. Allah katında çok ganimetler
var. İslâm'a ilk önce girdiğiniz zaman siz de öyle idiniz. Sonra Allah
size lutufta bulundu. Onun için iyice araştırın. Şüphesiz ki Allah,
yaptıklarınızdan haberdardır. (Nisa 94)
Üstelik kazandığımız tüm hayırları iftira ederek
hakkını yediğimiz
kişiye hediye etmiş oluruz! Bunu hangimiz göze alabiliriz?
Son olarak bir ayet ve Hz. Rasulullah'ın güzel
sözleriyle noktalıyorum.
* Ey insanlar, şüphesiz biz sizi,
bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizle tanışmanız için
milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki, Allah indinde en
üstününüz, takvâda en ileri olanınızdır. (49/13)
"Allahü Teâlâ, câhiliyyet
övünmelerini sizden kaldırdı. Hepiniz Âdem aleyhisselâmın
evlâdlarısınız. Âdem ise topraktan yarıtılmıştır." [Tirmizî]
"İnsanlar bir tarağın dişleri gibi eşittir." [İbni Lâl]
"Müslümanlar kardeştir. Takvâ hâli
hâriç, kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur." [Taberânî, Ebû
Nuaym] "Ey İnsanlar! Muhakkak ki Rabbiniz bir ve atanız da
birdir. Hepiniz Adem'den Adem de topraktandır. Allah yanında en üstün
olanınız O’ndan en fazla korkanınızdır. Arap’ın Acem’e, Acemin de
Arap’a; beyazın siyaha siyahın da beyaza bir üstünlüğü yoktur, takva
hariç" .. ve sonra dedi ki,
Ey İnsanlar!
Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz!?
- "Allah'ın elçiliğini ifâ ettin, vazifeni yerine
getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun, diye şahadet ederiz!"
dediler.
Bunun üzerine Rasûl-ü Ekrem şahadet parmağını
yukarı kaldırarak, sonrada cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle
buyurdu:
Şahit ol ya Rab! Şahit ol ya Rab! Şahit ol ya Rab!
[Veda Hutbesi, İbni Neccâr]
@ngelic
Haziran 2005 |